Menfaat Putu
Menfaat kelime olarak “çıkar” anlamına gelmektedir. Menfaat, güzel Türkçemizde kamu menfaati olunca olumlu, kişisel menfaat söz konusu olunca olumsuz anlamlar çağrıştırmaktadır. Menfaatin peşinde koşmak, insanı bazı güzel hasletleri edinmekten alıkoyabilir. Safahat yazarı ve İstiklal şairi Akif, menfaatle ilgili şu tespiti yapmaktadır:
Hayât uğrunda istihfâfa şâyan görmedik hüsran!
Gebersin tekmeler altında râzı… Çıkmasın, tek, can!
Yürekler en mülevves, en sefîl âmâl için çarpar;
Sinirler en muhal endîşeden titrer durur par par!
Olur cem’iyyet efrâdınca şahsî menfa’at “ma’bûd!”:
Sorarsan kimse bilmez var mı “hak” nâmında bir mevcûd.
O, doymak bilmeyen, ma’bûda kurbandır hayâ hissi,
Hamiyyet, âdemiyyet hissi, ulvî hislerin hepsi!
Bu hissizlikle cem’iyyet yaşar derlerse pek yanlış;
Bir ümmet göster, ölmüş ma’neviyyâtıyle sağ kalmış?
20 Ağustos 1330
(2 Eylül 1914)
Özetlemek gerekirse, menfaatperestin canı çıkmasın da gerekirse ayaklar altında rezil rüsva olsun. Toplumun fertlerince menfaat mabut olunca, ulvi hislerin hepsini ona kurban ederler. Böyle maneviyatı ölmüş bir toplumun yaşıyor sayılması da mümkün değildir.
111 yıl önce bizim topraklarımızdaki toplumun hâletiruhiyesini yansıtan bu şiirler, yıllardır aynı ahlakı sürdürdüğümüzü göstermekte, maalesef. Zira hak ve hakikat uğruna canını hiçe saymanın edebiyatını yapanlar, mesele dünyanın gözü önünde işlenen Filistin’deki soykırım olunca, menfaatlerine dokununcaya kadar Filistin’in yanında, menfaatleri bozulunca dengelerin ve diplomasinin yanında oluyorlar. İki milyar Müslüman, iki milyon Gazzeli kardeşine sahip çıkamıyorsa oturup kendi hâline ağlasın.
Irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan…
Hey sıkılmaz! Ağlamazsan, bâri gülmekten utan!.. (Safahat)
Menfaat putu, sadece dünya üzerinde yaşanan haksızlıklara ve zulümlere karşı duramayışımızın değil, yanı başımızda gerçekleşen haksızlıkların da karşısında durmanın önüne engel olmaktadır.
Okulunda ya da kurumunda bariz bir şekilde görünen haksızlık karşısında sessiz kalmanın tek bir nedeni var: menfaat putuna halel gelmesin anlayışı. Ders programın bozulmasın, idareci beni kafaya takmasın, zümremle aram bozulmasın, sendika bana cephe almasın vb. endişeler, menfaat putunun ruhlara üfürdüğü ilhamlardan başka bir şey değildir. 6 yıldır sendika vasıtasıyla haksızlıkla mücadele etmenin kıvancını yaşıyoruz. Zira hakka tapan bir millette hakkı tutup kaldırmak ne yüce bir şereftir. Fakat bu yolda zaman zaman yalnız olduğumuzu düşündüren durumlarla da karşılaşıyoruz. Yapılan haksızlıklara şahit olanlar gerekli hamleleri yapmadıkları için istenilen toplum düzeyini henüz yakalamış değiliz.
Yakın zamanda sendikalar için konulan yüzde 2 barajı bariz bir haksızlık olarak ortada iken, buna sebep olan sendika üyeleri gereken tepkiyi gösterememiş ve haksızlığın bir parçası olmayı kabul etmişlerdi. Anayasa Mahkemesi haksızlığı tescilleyip kanunu iptal edince ortalığı ayağa kaldıran sendika yetkilileri, mülakat denilen haysiyet celladının ülke genelinde uygulanmasına ses çıkaramamışlardır. Peki, seslerini kısan saik, menfaat putuna tapmalarından başka ne olabilirdi?
Bugünkü üye sayısı ve üyelerinden aldıkları milyonlarca aidat, iktidarın dalkavuğu olmaları sayesinde mümkün. Yoksa yüzde 2 barajının iptalini Anayasa Mahkemesi’ne götüren CHP önünde toplanan Memur-Sen’i, mülakatlar karşısında MEB önünde de görürdük.
Ömer’in işte, Hocam, çizdiği meslek buydu.
– Lâkin akvâline ef’âli bi-hakkın uydu.
– Sallanan çünkü kılıçlardı; ne kuyruk, ne kavuk!
Öyle bir devr-i şehâmette kolaydır ululuk.
Senin etrâfını alsın ki yığınlarca sefîl,
Kimi idmanlı edebsiz, kimi ta’limli rezîl.
Kiminin fıtratı âzâde hayâ kaydından;
Kiminin iffeti ikbâline etten kalkan.
O kumarbaz, bu harâmî, şunu dersen, ayyâş,
Sonra mecmû’u müzevvir, mütebasbıs , kallâş…
Bu muhîtin bakalım şimdi içinden çıkabil;
Ne yaparsın? Ömer olsan, yine hâlin müşkil.
Uğramaz doğru adam semtine, lâkin, heyhat,
Gece gündüz seni idlâle müvekkel haşerat!
Kulağın hak söze artık ebediyyen hasret;
Kustuğun herze: Ya hikmet, ya büyük bir ni’met!
Yutan olmazsa dedin, öyle mi? Beyhûde merak;
dalkavuklar onu hazmetmeye candan müştak!
Geyirirsin herifin burnuna, oh der, ne nefîs!
Aksırırsın, vay efendim, bu ne âheng-i selîs !
Tükürürsün o mülevves yüze “Hak tû!” diyerek;
Sırıtır: “Sorma, samîmiyyetimiz pek yüksek.”
İçiyorsan, sofu, sarhoş sana herkes sâkî…
“İşretin hürmeti hâlâ mı? O sizler bâkî!”
Irza düşmansan eğer, âileler hep mahrem…
“Ne büyük vahşet esâsen bu selâmlıkla harem!”
Bir muhâlif hava yok, dinlediğin aynı sadâ:
“Zât-ı sâmînize millet de, hükûmet de fedâ.”
Menfa’attir seni tehdîd edecek tek mevcûd,
Çünkü çıksan da nebîyim diye, hasmın ma’bûd! (Safahat,Asım)
Dalkavuklarla ilgili detaylı anlatım için safahattaki asım kitabına mutlaka göz atılması gerekir.
Dalkavukların herhangi bir çizgisi hududu yoktur. Onun önceliği menfaatidir. Gelen kim olursa
olsun ona göre meşrebini düzenler. Bize ise dalkavukluğa itibar etmeyen kişilik sahibini
önceleyen idareciler, dalkavukluğa meyletmeyen kişilik sahibi dostlar gerekli. Umulur ki
ölmeden görmek nasip olur.
Mehmet Akif Ersoy’a ithaf edilen bir şiir de şu şekildedir:
Aldanma insanların samimiyetine
Menfaatleri için gelirler vecde
Vaad etmeseydi Allah cenneti
O’na bile etmezlerdi secde
En büyük sermayemizin samimiyet olduğu sendikal hareketimizin menfaat uğruna heder
olmaması temennisiyle…

RABBİMİZ Kalemine yüreğine sağlık afiyet versin inşallah HOCAM SELAM VE DUA.