TEMİZLİK İMANDAN, TEMİZLİK GÖREVLİSİ NEREDEN?
Temizlik, imanın bir parçasıdır. Kur’an-ı Kerim’in ilk emri “Oku”dur; ikinci temel ilke ise insanın arınması, temizlenmesi ve olgunlaşmasıdır. Temizlikle ilgili pek çok hadis-i şerif, temizliğin insan olmanın ve Müslüman kimliğinin vazgeçilmez bir gereği olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Peygamberlerin hayatına baktığımızda, inkâr edenlerin dahi peygamberlerin temizliğinden rahatsız olduklarını görürüz. Bu durum, temizliğin öncü insanların ve Müslümanların ayırt edici bir özelliği olduğunu göstermektedir.

Bu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, okullarımızda ilk emir olan “okumayı” öğrettikten sonra, ikinci temel ilke olan temizliği de öğretmemiz gerekmektedir. “Oku” emrini öğretmenler ordusuyla yerine getirdiğimiz gibi, temiz olma eylemini de temizlik görevlileri ordusuyla hayata geçirmemiz gerekir.
Ancak ne yazık ki, okullar açıldığında temizlik görevlileriyle ilgili sorun Milli Eğitim Bakanlığı’nda adeta kronik bir hâl almıştır. Sayın Bakan, ikinci dönemde okul temizliğiyle ilgili farklı bir model uygulanacağını ifade etmiş olmasına rağmen, ikinci dönem başlamış olmasına rağmen hâlen kamuoyuna yapılmış net bir açıklama bulunmamaktadır.
Bu noktada ülke olarak bir yol ayrımındayız.
Bir yandan öğrencilerimize sorumluluk bilinci kazandırmalı, kirletmemeyi öğretmeli; ortak yaşam alanlarını koruma kültürünü aşılamalıyız. Öte yandan, ortak alanların sürekli temiz, düzenli ve hijyenik olabilmesi için yeterli sayıda temizlik görevlisinin istihdamı elzemdir. Bu sorun, geçici ve pansuman tedbirlerle çözülemeyecek kadar derindir.
Geçmişte devlet personel rejiminde yapılan bazı hatalar sonucunda, hizmetli kadrosunda alınan personelin masa başı görevlere kaydırıldığı, sonrasında ise tekrar temizlik görevine yönlendirilemediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Bugün ise çeşitli formüller tartışılmaktadır:
Birinci formül, Bakanlığın kendi bünyesinde bir şirket kurarak personeli istihdam etmesi ve bu personelin okullarda görevlendirilmesidir. Ancak geçmişte TYP, İUP çalışanları ve ücretli öğretmen görevlendirmelerinde görüldüğü üzere, liyakatten ziyade tanıdıklık ilişkilerinin öne çıktığı örnekler az değildir.
İkinci formül, taşeron sistemle hizmet alımıdır. Bu yöntemde devlet, temizlik hizmetini şirketlerden satın alacak; şirketler personeli istihdam ederek okullara hizmet sunacaktır.
Üçüncü ve en rasyonel seçenek ise her okulun kapasitesine göre bir personel normu belirlenmesi, bu personele makul bir ücret tayin edilmesi ve giderlerin MEB bütçesi üzerinden karşılanmasıdır. Bu model, okul idarelerine hem yetki hem sorumluluk yükleyen yeni ve gerçekçi bir yaklaşımdır. Hiçbir okul müdürü, görevini yapmayan bir personeli çalıştırmak istemez. Yeterli personel ve yeterli destek sağlandığında okullarımız tertemiz, pırıl pırıl mekânlar hâline gelecektir.
Temizlik sorununun artık gündem olmaktan çıkması gerekmektedir. Bu konu aynı zamanda işsizlikle mücadelede önemli bir fırsattır. Her kata bir görevli olacak şekilde yapılacak planlama ile hem istihdam artırılacak hem de okullarımızda hijyen sorunu kalmayacaktır. Güçlü bir iradeye ve sağlam bir ekonomiye ancak böyle bir model yakışır.
Aksi hâlde okul idareleri, okullarını temiz tutabilmek için belediyelere, yerel idarelere veya velilere yönelmek zorunda kalmaktadır. Bu durum ise okul yönetimlerini haksız ithamlar altında bırakmaktadır. Geçtiğimiz yıl okullar açılmış olmasına rağmen temizlik görevlileri zamanında gönderilmemişti. İŞKUR sistemi okul takviminden bağımsız işlediği için, eğitim öğretim sürecinin hassasiyetleri göz ardı edilmiştir. Oysa bu okullarda okuyan çocuklar, bu ülkenin çocuklarıdır.
İŞKUR dahil devletin her birimi okulların hazır hale gelmesi noktasında gerekli hassasiyeti göstermeli sorumluluktan kaçmamalıdır. 2026 yılı bahar dönemi uygulanacak olan temizlik görevlisi istihdamı bir an önce kamuoyu ile paylaşılmalı ve muğlaklıklar giderilmelidir.
Temiz yarınlar temiz okullardan doğacaktır.
