Korkma !

20. yüzyılda Türkiye’de doğdu. 6 Cumhurbaşkanı, 15 Başbakan, 20 Milli Eğitim Bakanı gördü. Zorunlu eğitimin beş yıldan sekiz yıla, sekiz yıldan 12 yıla çıkarılmasına şahit oldu. LGS, OKS, SBS, TEOG, ÖSS, ÖYS, KPSS, ALES, EKYS gibi sınavlara girdi. Öğretmen oldu. Hayatını Türkiye’de, mesleğini yaparak sürdürmektedir. Okullu ve yüzlerce öğrenci öğretmenidir. Kelamını kalemine sarıp, derin bakışı ve sarsıcı analizleriyle köprüler kurmak üzere yazılar yazmaktadır.
20.04.2024
413
A+
A-

Alım gücü düşmüş, üretiminin önündeki tek engel ekonomik korkular olan öğretmenlere yapılan bu zulüm son bulmadıkça hiçbir alanda sosyal refaha erişilemez. Bu kapsamda temel alınacak unsurlar çalışma saatleri, görev yerleri değil iş tanımı olmalıdır. İşi, nesli şekillendirmek olan öğretmenler bu korku kültürüyle yetiştirdiği öğrencilere de bu duygu durumunu aşılar. Bu eğitim şekliyle cesareti ve özgüveni ile tanınan milletimizin kimyası da zamanla değişmeye mahkûmdur.

Korku; tabii ve en ilkel insan duygusudur. Biyokimyasal bir tepkidir ve tüm insanlığın ortak duygularından biridir. İster fiziksel korunma gerektirsin isterse mental sağlığı korumak adına olsun fark etmez; tehlikenin veya zararın varlığı ve sonuçları konusunda uyarıcıdır. Bu bağlamda diyebiliriz ki; korku çok önemli bir güçtür.

Korkunun gücü sadece dış etmenlerden kaynaklanmaz, insan kendi kendine de içinde üretebilir bu duyguyu. Yersiz korkular sebebiyle de potansiyelinin ve dahi zekâsının çok azını kullanır hale gelir insan. Ve ne yazık ki korku sınırsız bir güçtür. İnsanın kendi içinde bile üretebildiği, dış etmenler sebebiyle çarçabuk tesiri altına girdiği bu gücün en önemli kaynaklarından biri de devlettir. Adalet duygusunun temelini de zaten korku duygusu oluşturur. Korku kurumsal bir havaya büründüğünde devleti ve onun adalet mekanizmalarını temsil eder.  Yani korku kurumlaşır. Kurumlaşan bu korkuyu yumuşatmak da adaletin tam temini ile mümkün olur. Aksi halde devletler tüm vatandaşların korktuğu mekanizmalar halinde çalışır ki bu da sosyal refahın engellenmesi demektir.

Korkuyu adaleti sağlamakta araç olarak kullanmak, kötülükten caydırıcı olması açısından mantıklıdır. Ancak devletlerin iyi bir sosyal korumayla, ekonomik refahı sağlaması, kendisine bağlı birimlere güveni ve saygınlığı da artırması gerekir.

Milli eğitim camiasına, devletçilik ve halkçılık ilkelerine inandırmak ve kendine olan güvenin artması için ihtiyaç duyan devlet; bu camianın mensubu olan çalışanların da güvenliğini, sosyal refahını ve ekonomik dirliğini düşünmek zorundadır. Özellikle öğretmenlerin saygınlığında ve sosyal statüsünde kalkınma olmadıkça, temsil ettiği devletin de itibarı tartışma konusudur. Bu sebepledir Atatürk’ün “Bir milletvekilinin maaşı öğretmen maaşının önüne geçmemelidir” sözünün sıklıkla vurgulanması. İtibardan tasarruf etmeme ilkesine en layık meslek grubu öğretmenler olmalıyken, rol çaldığınız kesim bir meslek grubu değil toplumun geleceğidir.

Ekonomik korkuların esiri olan öğretmenin üretimi de, eğitimi de, temsil kabiliyeti de elinden alınmış olur. En ilkel insan duygusu olan korkuyu, eğitimle muasır medeniyetler seviyesine çıkma gayretinde olan toplumun suçlularına, arsız ve hırsızlarına, eğitim engelleyicilerine değil de eğitimcilere uyguladığınızda erişeceğimiz seviye en iyi ihtimalle yerinde saymaktır. Bir toplumun kalkınmasının birincil şartı kuşkusuz iyi bir eğitim vermektir. Bu eğitimin niteliğini de atamak için naz yaptığınız, ücretli kadrolu diye sınıflandırdığınız, büyük şehirlerde artan enflasyon şartlarında yaşamaya mecbur bıraktığınız, verdiğiniz maaşı fazla bularak vergi rekortmeni olmaya namzet yaptığınız öğretmenler belirleyecektir.

Alım gücü düşmüş, üretiminin önündeki tek engel ekonomik korkular olan öğretmenlere yapılan bu zulüm son bulmadıkça hiçbir alanda sosyal refaha erişilemez. Bu kapsamda baz alınacak unsurlar çalışma saatleri, görev yerleri değil iş tanımı olmalıdır. İşi, nesli şekillendirmek olan öğretmenler bu korku kültürüyle yetiştirdiği öğrencilere de bu duygu durumunu yansıtır. Bu eğitim şekliyle cesareti ve özgüveni ile tanınan milletimizin kimyası da zamanla değişir.

Öğretmenin ekonomik refahı için yapılacaklar belliyken, bu durumun iyileştirilmesi için adım atmayan sayın yetkilileri, “Korkma” ile başlayan milli marşımızı oturdukları yerden kalkıp, ayakta, saygıyla bir kez daha okumaya davet ediyoruz. Hem böylece milli kahramanlarımızın bize işaret ettiği ülküyü daha iyi anlar, korkuyla yaşamaya mahkûm ettikleri öğretmenler adına da düşünme fırsatı bulurlar. Müsterih olsunlar, toplum yararı için ayağa kalktıklarında koltuklarını kapan da olmayacaktır!

maarifim banner
YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.