BEŞ YILDIZLI OTELLERDE KUTLANAN, BEŞ YILDIZLI HEZİMET!

Genel Başkan Mustafa Dağaşan | Pamukkale Üniversitesi, Sınıf Öğretmenliği mezunu olan Dağaşan, eğitim hayatından itibaren sivil toplum alanında aktif rol üstlenmiş; çok sayıda sosyal sorumluluk projesinde görev almıştır. 2015–2016 yıllarında Ankara Genç Sivil Toplum Kuruluşları Platformu’nun sözcülüğünü yürütmüştür. 2022 yılında Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisansını tamamlayan Dağaşan, 2018 yılında camiamıza kazandırdığı Maarif Çalışanları Sendikası’nın halen genel başkanlığını sürdürmektedir. Halen Ankara’da eğitim yöneticisi olarak görevine devam etmekte; eğitim çalışanlarının hakları, mesleki itibarı ve adalet mücadelesi için çalışmalarını kararlılıkla yürütmektedir.
03.11.2025
358
A+
A-

Hezimetle sonuçlanan VIII. Dönem Toplu Sözleşmenin üzerinden aylar geçti. Memur hâlâ yoksulluk sınırında yaşam mücadelesi verirken, sözde yetkili sendika eylem alanlarını terk etmiş; beş yıldızlı otellerde teslimiyetin kutlamasını yapıyor. Kutlanan bu hezimet, memurun alın terine vurulan bir mühür, vicdanında açılan kara bir yaradır. Bu tablo, sadece bir başarısızlığın değil; iradenin, onurun ve sorumluluğun sessizce teslim edilişinin törenidir.

Kıymetli Memurlar ve Memur Emeklileri,

VIII. Dönem Toplu Sözleşme hezimetinin üzerinden yaklaşık üç ay geçti. O gün, “mücadelemiz sürecek” diyenler; bu süre zarfında ne sahada, ne masada, ne de kamuoyu önünde tek bir somut adım atmadılar. Memurun ve emeklinin alım gücü her geçen gün biraz daha erirken, onlar sessizliğe gömülmeyi tercih ettiler.

Bugün, Antalya’nın beş yıldızlı otellerinde “teşkilat buluşması” adı altında bir teslimiyeti kutluyor, bir hezimeti pazarlıyorlar. Maaş bordrosuna hüzün, sofralara yokluk, vicdanlara derin bir yara düşmüşken; milyonların sırtından geçinen bu anlayış, hâlâ “kazanım” nutukları atabiliyor.

Memurun Feryadı Duyulmadı!

Bugün, yoksulluk sınırının altında maaş alarak enflasyona ezilen, Ankara’nın ayazında faturalarla boğuşan, maaşını kalem kalem hesaplayan memurun feryadını duymayanlara seslenmek bir boyun borcudur.

Biz, Antalya’nın beş yıldızlı otellerinde toplanıp sırtını dayadığı milyonların hayallerini pazarlık masasında bırakanları milletin vicdanına havale ediyoruz.
Bugün, bu ülkenin ahlak ve vicdan siciline kara bir leke daha düşüyor.

Memur ve emekli, kışa girerken pazar poşetini dolduramamanın utancını yaşarken; yetkiyi elinde tutan o müesses nizamın temsilcileri, Akdeniz’in en lüks otellerinde VIII. Dönem Toplu Sözleşme hezimetinin ziyafetini çekiyor, sözde “kazanımlarını” kutluyorlar!

Hangi Zaferi Kutluyorsunuz?

O “büyüklüğüyle” övünen, “görkemli” yetkili konfederasyonun başkanına soruyorum:

Hangi başarıyı kutluyorsunuz?
Hangi zaferin bayrağını sallıyorsunuz?

Memur ve emekli, enflasyonun azgın dalgaları arasında her gün biraz daha yoksullaşırken; siz hangi lüks koltukta, hangi “başarı hikâyesini” anlatıyorsunuz?

“11+7’ye imza atmak makası kapatmazdı” diyorsunuz.
Peki sizin imzanızdan kaçarak teslim olduğunuz Hakem Kurulu kararı o makası kapattı mı?

Hayır!

Memurun cebine bereket değil, yeni bir hayal kırıklığı getirdi. Masadan kalkarken adalet yerine hesap yaptınız; hakkın sesini susturup, siyasetin dilini konuştunuz. Sizin o kutladığınız şey, memurun cüzdanındaki son kuruşun, enflasyon karşısında buharlaştırılmasının zaferi değil midir?

Bu, bir teşkilat buluşması değil; sizin teslimiyetinizin sessiz kabul törenidir!

Tarih Sizi Affetmeyecek!

Yıllardır sırtınızı dayadığınız yetki, memuru masada savunmaya yetmedi…

Memurun yüzde doksanından fazlası borç içinde bir kışa girerken, sizler memuru “memur maaşının en düşük seviyede olduğu dönem” utancıyla baş başa bıraktınız.

Bu vebal, hiçbir “tarihe not düşme” beyanıyla temizlenemeyecektir!


“Yetersiz orana imza atmak ne makası kapatırdı ne de sadra şifa olurdu” diyorsunuz.
Peki, yetkili sendikal yapının imzasız teslimiyetiyle gelen netice, memurun cüzdanına ve haysiyetine şifa oldu mu?

Yüksek sesle “Aynı işi yapan iki farklı statüde çalışan arasında makas olmaz!” diyorsunuz.


Doğru, olmamalı!

Ama o makas bugün kapanmak bir yana, açıldıkça açılıyor.
Diploma, dirsek çürütmek, kariyer… Artık emeğin hiçbir karşılığı kalmadı.


Peki siz neredeydiniz?


O makas büyürken hangi duruşu sergilediniz?
Hangi meydanda, hangi kürsüde, hangi direnişte vardınız?

Sendikacılık Sorumluluktur!

Siz, memurun refahını savunmak yerine Hükümet’in maliyet hesabına tercüman oldunuz.
Masada yumruğunuzu vurmanız gerekirken, tokalaşmayı tercih ettiniz. Topu “Hakem Kurulu”na attınız; sonra da “Mücadelemiz sürecek!” diyerek bir yığın beylik laf ettiniz.

Bu sendikal mücadele değil; sorumluluktan kaçıştır!
Buna “feraset” değil, çekilme denir.

O masa, sendikal mücadele tarihinde sorumluluğun en utangaç şekilde kaçıldığı an olarak anılacaktır. Sizler, memurun refah payı hayalini, bizzat Hükümet’in çizdiği mali sınırların içinde boğdunuz.

Eğer bir yapı, en temel hak olan ücret adaletsizliğini gidermeyi başaramıyorsa; diplomasıyla, kariyeriyle dalga geçilen bir düzeni meşrulaştırıyorsa; o yapı sendikacılık değil, düzenin taşeronluğudur!


Söz Uçtu, Koltuk Kaldı! Nerede O Meydanlar?

Şimdi size o beş yıldızlı otellerin konforundan soruyoruz:

Toplu sözleşme hezimetinin üzerinden geçen bunca ayda o büyük mücadeleniz nerede?

  • Nerede o sizin konfederasyonunuzun Türkiye’yi titretecek iş bırakma kararı?
  • Nerede o Ankara’yı, İstanbul’u inleten adalet mitingleri?
  • Nerede, memurun kirasını, faturasını ödeyemediği bu kış günlerinde kurulan haysiyet çadırları?

Cevap belli: Hiçbirinde!

Çünkü siz mücadeleyi değil, koltuğun konforunu tercih ettiniz.
Sizin “mücadele” dediğiniz şey, rahatınızı bozmamak üzerine kurulu bir tiyatro sahnesidir!

Siz, memuru “siyasi istikrar” masallarıyla oyalarken, memurun ocağını söndürdünüz!
Antalya’daki lüks toplantınız, memurun vicdanında onulmaz bir yara olmuştur.

Oysa sendikacılık, otel lobilerinde, konforlu salonlarda değil; sahada ve masada yapılır.
Sendikacılık, sahne ışığında değil; maaş bordrosunda belli olur!

Mil-Sen Tek Adrestir!

“117 kazanım” diyorsunuz…
O 117 kazanım, memurun mutfağındaki tencereyi kaynatmıyor! Refah payı talebiniz masada eridi, ek zam teklifiniz rafta kaldı. Eylem planınız yok, direniş çizginiz yok!

Unutmayın: İlke, bir koltuğu korumak uğruna milyonların umudunu yitirmemektir!
Makamlar geçicidir; kalıcı olan vicdan borcudur.

Sizler, milyonlarca kamu görevlisinin vebalini sırtınızda taşıyorsunuz.
O vebal, o 117 “kazanım” dediğiniz kâğıt parçalarıyla ödenmez!
Çünkü o kâğıtlar, yoksulluğu değil; yalnızca teslimiyetinizi süslemektedir.

Biz Mil-Sen Konfederasyonu olarak, size ve kurduğunuz bu çürümüş düzene karşı dimdik duruyoruz! Biz, yetkiyi pazarlık malzemesi yapmayız. Bizim varlık sebebimiz, yetkisizliğe mahkûm edilen milyonların sesi olmaktır!

Siz “siyasetin memur kolu” olmayı seçerken,
biz “hakkın ve adaletin kılıcı” olmak için yola çıktık!

Bundan sonra siz rahat yok!

Çünkü artık memur susmayacak; Mil-Sen konuşacak!
Mil-Sen susmayacak; çünkü suskunluk, zulmün sessiz ortağıdır.
Biz, hakkın, adaletin ve emeğin tarafındayız!

Ya Gereğini Yapın, Ya da Çekilin!

Eğer bu millete zerre kadar saygınız kaldıysa;
ek zam ve refah payı için derhâl eylem kararı alın!
Memurun cüzdanını kurtaracak güçlü bir grev tehdidiyle sahaya dönün!

Şunu da bilin ki:
Mil-Sen’in öncülüğünde kurulan bu alternatif hareket,
sizin o koltuklarınızı sallayacak güce ve iradeye sahiptir!

Sizin “mücadelemiz sürecek” yalanınıza karşı biz,
“Mücadelemiz BÜYÜYOR!” diye haykırıyoruz!

Artık maskeler düştü!

Ya varlık sebebiniz olan memura ve emeklisine hizmet edin,
ya da o makamları haysiyetle hakkı savunanlara bırakın.
Çünkü Mil-Sen burada: Hak için, emek için, adalet için!

Mustafa DAĞAŞAN
Mil Maarif-Sen Genel Başkanı
Mil-Sen Konfederasyonu Teşkilat Başkanı

maarifim banner
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.