SENDİKACILIK; TEKEL DEĞİL, TEMSİL MESELESİDİR VE KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR!
Genel Başkanımız Mustafa Dağaşan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla, Türk Eğitim-Sen Genel Sekreteri Musa Akkaş’ın sendikal çoğulculuğu hedef alan ve çok sesliliği küçümseyen ifadelerine sert ve net bir dille cevap verdi. Dağaşan açıklamasında; sendikacılığın kimsenin tekelinde olmadığını, kamu çalışanlarının siyasi ve ideolojik sendikacılıktan yorulduğunu, yeni sendikal arayışların ise bir hevesin değil, mevcut yapılarda karşılık bulamayan çalışanların meşru temsil arayışının sonucu olduğunu vurguladı.
Dağaşan, sendikal çoğulculuğu hedef alan ve yeni sendikal arayışları küçümseyen ifadelerin demokratik bir değerlendirme olmaktan uzak olduğunu belirterek, bu yaklaşımın çok seslilikten rahatsızlık duyan, alışılmış düzenin sarsılmasına tepki veren bir anlayışı yansıttığını ifade etti.
Açıklamasında, “Türkiye’nin en büyük ikinci eğitim sendikası olabilirsiniz; fakat büyüklük her zaman demokratlık kazandırmaz, kalabalık olmak her zaman olgunluk getirmez” diyen Dağaşan, üye sayısının yüksek olmasının farklı seslere tahammülü garanti etmediğini, aksine bazı yapıların büyüdükçe çoğulculuğu tehdit gibi görmeye başladığını vurguladı.
Genel Başkanımız, kamu çalışanlarının artık siyasi ve ideolojik sendikacılıktan yorulduğunu belirterek; emek mücadelesi yerine siyasal pozisyon üretmeye çalışan yapılara, aidiyet ilişkileriyle ayakta duran anlayışlara, ezber sloganlara ve göstermelik sertliklere karşı ciddi bir güvensizlik oluştuğunu ifade etti.
Musa Akkaş’ın “Bu kadar sendika nereden çıktı?” şeklindeki çıkışına da dikkat çeken Dağaşan, bu soruya verdiği cevapta, yeni sendikal arayışların mevcut yapıların boş bıraktığı alandan, tüketilen güvenden ve temsil edilemeyen kamu çalışanlarının haklı arayışından doğduğunu kaydetti.
Açıklamada, yeni sendikaların keyfî ya da geçici heveslerle ortaya çıkmadığı; yıllardır mevcut yapılarda kendine yer bulamayan, sesini duyuramayan ve hakkının gereğince savunulmadığını düşünen kamu çalışanlarının yeni bir söz, yeni bir zemin ve yeni bir mücadele hattı arayışının sonucu olduğu vurgulandı.
Genel Başkanımız, farklı sendikal arayışları “tabela”, “oyuncak” ve “itibar oyunu” gibi ifadelerle küçümsemenin sendikal ciddiyetle bağdaşmadığını belirterek, bu üslubun açık biçimde sendikal kibir dili olduğunu ifade etti. Dağaşan, çok sesliliğin bulunduğu yerde sorgulamanın, alternatifin ve kıyasın kaçınılmaz olduğunu; bunun da eski alışkanlıkları sarstığını dile getirdi.
Açıklamasında, “Sizin sorununuz sendika sayısı değil; kamu çalışanının artık ‘en büyük kim?’ diye değil, ‘en samimi kim?’ diye sormaya başlamasıdır” vurgusunu yapan Dağaşan, çalışanların artık tabelaya değil mücadeleye, siyasal yakınlığa değil sendikal omurgaya baktığını ifade etti.
Sendikacılığın kimsenin tapulu malı olmadığını belirten Genel Başkanımız, sendikanın ne kalabalık olanların tekeli, ne eskilerin imtiyazı, ne de belli çevrelerin ebedî hâkimiyet alanı olduğunu kaydetti. Dağaşan, gerçek sendikacılığın tekel değil temsil, tahakküm değil çoğulculuk, tepeden bakmak değil omuz vermek olduğunu vurguladı.
Açıklamanın devamında, bugün küçümsenen yapıların yarın hakikatin sesi olabileceğini ifade eden Dağaşan, tarihin birçok kez hakikatin önce azın omzunda yürüdüğünü gösterdiğini belirtti. Kalabalık olmanın tek başına haklılık anlamına gelmediğini vurgulayan Genel Başkanımız, asıl meselenin samimiyet, bedel ödeme iradesi ve emeğin yükünü gerçekten omuzlama olduğunu söyledi.
Son bölümde ise Maarif-Sen’in sendikal çizgisini net bir şekilde ortaya koyan Dağaşan, şu ifadeleri kullandı:
“Biz, Maarif-Sen olarak; korkmadan, eğilmeden, savrulmadan; vatanımızın, milletimizin, devletimizin ve millî-manevî değerlerimizin safında durmaya, kamu çalışanlarımızın, emeklilerimizin ve bütün alın teri sahiplerinin hakkını, helal emeğini, emeğin onurunu ve sendikal ahlakı sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bizim sendikacılık anlayışımız; koltuk değil sorumluluk, slogan değil samimiyet, çıkar değil adalet, tahakküm değil haysiyet mücadelesidir.”
