BAKAN TEKİN’E ÇAĞRI: “GELİN BU YANLIŞTAN DÖNÜN”

Genel Başkan Mustafa Dağaşan | Pamukkale Üniversitesi, Sınıf Öğretmenliği mezunu olan Dağaşan, eğitim hayatından itibaren sivil toplum alanında aktif rol üstlenmiş; çok sayıda sosyal sorumluluk projesinde görev almıştır. 2015–2016 yıllarında Ankara Genç Sivil Toplum Kuruluşları Platformu’nun sözcülüğünü yürütmüştür. 2022 yılında Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında yüksek lisansını tamamlayan Dağaşan, 2018 yılında camiamıza kazandırdığı Maarif Çalışanları Sendikası’nın halen genel başkanlığını sürdürmektedir. Halen Ankara’da eğitim yöneticisi olarak görevine devam etmekte; eğitim çalışanlarının hakları, mesleki itibarı ve adalet mücadelesi için çalışmalarını kararlılıkla yürütmektedir.
22.01.2026
36
A+
A-

Sayın Bakan,

“Millî Eğitim Akademisi” adı altında kamuoyuna reform olarak sunduğunuz bu yapı; pedagojik bir zorunluluktan değil, bütünüyle idari bir tercihten ibarettir. Bilimsel dayanağı bulunmayan, hazırlık süreci tamamlanmamış, sahadan gelen uyarılara kulak vermeyen ve öğretmeni merkeze almayan bu tasarım; eğitimi ileri taşımak bir yana, belirsizliği kurumsallaştıran sorunlu bir yönetim modeline dönüşmüştür. Bu hâliyle akademi, öğretmen yetiştirme iddiası taşımamakta; öğretmenliğe adım atmayı bekleyen gençleri güvencesizliğe ve yoksulluğa mahkûm eden başarısız bir idari deney olarak karşımızda durmaktadır.

Bir eğitim reformunun asgari şartları bellidir: bilimsel gerekçe, açık hedef, net takvim ve güçlü altyapı.
Sizin uygulamanızda ise bunların hiçbiri yoktur. 04 Şubat 2025’te kamuoyuna “1 Eylül’de başlayacak” diyerek verdiğiniz söz bugün fiilen ortadan kalkmıştır. Başlama tarihi belirsiz, bitiş tarihi meçhul, sonuçları öngörülemeyen bir süreci yönetmeye çalışıyorsunuz. Takvimi olmayan bir yapı eğitim modeli değildir; bu durum, yönetilemeyen bir sürecin açık itirafıdır.

Ortaya çıkan tablo açıktır: Bu süreç; önce başlatıp sonra düzeltmeye çalışma, eleştirilere rağmen yanlışta ısrar etme ve sonuçları hesaba katmadan yol almaya devam etme anlayışıyla yürütülmektedir. Eğitim gibi hayati bir alanda plansızlığın “esneklik”, inatlaşmanın “kararlılık” olarak sunulması kabul edilemez. Bu yaklaşım, reform iradesini değil; kurumsallaşmış ciddiyetsizliği yansıtmaktadır.

Belirsizlik yalnızca takvimle sınırlı değildir. Akademide eğitimi kimlerin vereceği, bu kişilerin hangi akademik ve pedagojik yeterliliklere sahip olduğu, eğitim içeriklerinin hangi bilimsel ölçütlere göre hazırlandığı, sürecin nasıl işleyeceği ve nasıl değerlendirileceği kamuoyuna açıklanmamıştır. Müfredatı belirsiz, ölçme ve değerlendirme sistemi tanımlanmamış, standartları ortaya konmamış bir yapının “akademi” olarak sunulması; kavramın kendisini dahi anlamsızlaştırmaktadır.

Daha vahimi şudur: Bu belirsiz sürecin sonunda öğretmen adaylarının atanıp atanmayacağına dair tek bir bağlayıcı güvence dahi bulunmamaktadır. Aylar sürecek bir eğitim; ciddi maddi ve sosyal fedakârlıklar ve ağır bir belirsizlik yükü karşılığında, gençlere mesleğe başlayacaklarına dair açık bir taahhüt sunmamaktadır. Atama güvencesi olmayan bir eğitim süreci, öğretmen yetiştirme değil; umut üzerinden yürütülen bir oyalamadır.

Bugün yaklaşık 10 bin öğretmen adayı, akademi gerekçesiyle fiilen mesleğe başlatılmamaktadır. Bu gençler ne kamu görevlisi statüsüne kavuşturulmakta ne de öğrenci olarak tanımlanmaktadır. Sosyal, hukuki ve mesleki güvenceden yoksun biçimde askıda bir statüye itilmişlerdir. Öğretmenliğe başlangıcı; emek, üretim ve sorumluluk üzerinden değil, bekleme, belirsizlik ve erteleme üzerinden tanımlıyorsunuz. Bu, mesleği güçlendirmek değil; daha başlamadan aşındırmaktır.

Akademi eğitimlerini yalnızca 7 ilde toplayarak, öğretmenliğe aday binlerce genci aylarca başka şehirlerde yaşamaya zorlamaktasınız. Henüz mesleki ve ekonomik düzenini kuramamış bu gençler için barınma, sosyal çevre ve psikolojik yük tamamen yok sayılmıştır. Bu tercihin pedagojik hiçbir gerekçesi yoktur. Bu, merkeziyetçi ve tepeden inmeci bir idari dayatmadır.

Akademiye kabul edilen adaylar için öngördüğünüz yaklaşık 32.000 TL’lik ödeme, bugünün Türkiye’sinde —özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehirlerde— insanca yaşam koşullarının çok gerisindedir. Bu rakam, bir mesleğe hazırlık sürecinin karşılığı değil; yoksulluğu kurumsallaştıran bir bekleme ücretidir.

Bugün büyükşehirlerde ortalama kira bedelleri 25–30 bin TL bandına dayanmışken, bu tutarla barınma, beslenme, ulaşım ve temel yaşam giderlerinin karşılanması matematiksel olarak mümkün değildir. Öğretmenliğe hazırladığınızı iddia ettiğiniz gençleri, daha mesleğe başlamadan borçlanmaya ve aile desteğine mahkûm ediyorsunuz.

Dahası, ortada tek bir net ve bağlayıcı konaklama planı dahi bulunmamaktadır.
Nerede kalınacaktır?
Yurt mu sağlanacaktır?
Kira desteği var mıdır?

Bu soruların hiçbirine verilmiş resmî, yazılı ve güvence altına alınmış bir cevap yoktur. “Sonra bakarız” anlayışıyla gençleri şehir şehir dolaşmaya zorlamak; devlet ciddiyetiyle bağdaşmadığı gibi sosyal devlet ilkesinin açık ihlalidir.

Bu uygulama ile akademiye kabul edilen aday öğretmenler, henüz mesleki ve ekonomik güvenceye kavuşmadan aylarca belirsizlik içinde bekletilmektedir. Mesleğe başlangıç güvence üretmesi gerekirken; bağımlılık ve yoksunluk üreten bir sürece dönüştürülmüştür. Gençlerin hayatını askıya alan böyle bir yaklaşım, eğitim politikası olarak savunulamaz.

Şu gerçeği görmezden gelemezsiniz:
• Öğretmen, fedakârlık üzerinden sömürülecek bir insan kaynağı değildir.
• İdealizm söylemiyle yoksulluk meşrulaştırılamaz.
• Mesleki gelişim, açlık sınırında bekletilerek sağlanamaz.

Üniversiteleri, eğitim fakültelerini ve yılların akademik birikimini fiilen yok sayıyor; “aldığınız eğitim yetmez” diyerek gençlerin emeğini değersizleştiriyorsunuz. Eğer sorun nitelikse çözüm; fakülteleri güçlendirmek, öğretim programlarını iyileştirmek ve uygulama altyapısını geliştirmektir. Bakanlık eliyle geçici, belirsiz ve güvencesiz bir yapı kurmak çözüm değil, açık bir kaostur.

Sayın Bakan,
Belirsizlik politika olamaz.
Erteleme reform değildir.
Genç öğretmen adaylarının hayatı deneme tahtası değildir.

Bu uygulama, düzeltilmesi gereken bir ayrıntı değil; vazgeçilmesi gereken bir dayatmadır. Millî Eğitim Akademileri mevcut hâliyle sürdürülemezdir. Bu anlayıştan derhal vazgeçmeniz gerekmektedir.

Öğretmeni merkeze almayan hiçbir düzenlemenin eğitimde karşılığı olmaz.

Kendi çocuğunuzun; takvimi belirsiz, güvencesi olmayan ve sonunda atanıp atanmayacağı dahi bilinmeyen bir sürece mahkûm edilmesini ister miydiniz?

Aday öğretmenler adına açıkça ifade ediyoruz:
Bu tercihin doğuracağı tüm sosyal, idari ve insani sonuçların sorumluluğu size aittir.

Mustafa DAĞAŞAN
Mil Maarif-Sen Genel Başkanı
Mil-Sen Konf. Gnl. Bşk. Yrd.

maarifim banner
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.