TOPLUMUN VİCDANI: KADIN ÖĞRETMEN
Sınıfta bir kadın varsa, gelecek vardır. Kadın eğitim emekçilerinin fedakârlığı bir günün kutlamasıyla değil; saygı, güvenlik ve adaletle korunmalıdır. 8 Mart; emeğin, cesaretin ve onurun günüdür.

Her 8 Mart’ta kürsülerden yankılanan, bize yıllardır ezberletilmiş o süslü “kutsal meslek” tekerlemelerini bir kenara bırakmanın vakti geldi de geçiyor. Bugün bu satırları; o beylik lafları okuyup geçelim diye değil, sınıfın tam ortasında bir çocuğun geleceğini aydınlatırken kendi hayatı karartılan kız kardeşlerimizin gür sesi olmak için yazıyoruz. Çünkü bizim mesleğimiz, dışarıdan bakıldığında anlatılan o pamuklara sarılı, romantik bir masal değil. Aksine; okul zillerinin şiddete, şefkatin kurşunlara ve acımasız bıçak darbelerine karıştığı bu zorlu coğrafyada, öğrencisine can suyu verirken canından edilen kadınların cehalete karşı dimdik ayakta kalma savaşıdır!
Sınıfın kapısı kapandığında içeride sadece bir müfredat işlenmez; orada koca bir ülkenin nabzı atar. Ve bu ülkede, dışarıdan kolayca tarif edilemeyen bu eşsiz ve ağır insanlık hâlini en çok kadın eğitimciler sırtlar. Kendi evindeki evladının üzerini geceden örtüp, sabahın ayazında başkasının çocuklarına umut olmaya koşan sarsılmaz bir fedakârlıktır bu. Sadece dersi değil; adaleti, merhameti ve “sen başarabilirsin” inancını o küçücük kalplere nakış gibi işleyen sessiz devrimin kahramanlarıdır kadınlar.
Ne var ki bugün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde bizden beklenen o uysal, fedakâr ve hep affeden kadın rolünü oynamayacağız.
Biz bugün; öğrencisine söylediği her sözün mutlak iyilik içerdiğini anlatmaya çalışırken şefkatli bir sarılmanın içinde acımasızca bıçaklanan Fatma Nur Çelik için buradayız. Okul yolunda, umut dolu türküleri kurşunlarla susturulan Şenay Aybüke Yalçın için, gencecik ömrü okulda yarım bırakılan Neşe Alten için, adaleti savunurken katledilen Arzu Özsoy için, Aynur Sarı ve adları tutanaklarda kalmış tüm kadınlarımız için buradayız.
Hayatta kalma mücadelesi verdiğimiz bu eğitim düzeninde, her bir kaybımızla aslında neyin yitip gittiğini herkesin yüzüne en sarsıcı hâliyle çarpmak zorundayız.
Bir anne öldüğünde bir çocuk öksüz kalır. Eğer kaybettiğimiz bu kadın bir öğretmense, öksüz kalan yalnızca çocukları değil; toplumdur. İşte tam da bu yüzden, o öksüz kalmış toplumun kanayan vicdanını sadece süslü 8 Mart mesajlarıyla, kürsülerde dağıtılan karanfillerle iyileştiremezsiniz. Kadın öğretmenin emeği, yılda bir gün duygusal bir masal gibi anlatılıp geçiştirilemez. Bu emek; saygı demektir, güvenlik demektir, bu devletin canı pahasına koruması gereken kamusal bir onur demektir.
Mil Maarif Sen Kadın Komisyonu olarak buradan haykırıyoruz: Sınıflarımızda başımız dik, güvende ve hayatta kalarak çalışabilmemiz için verdiğimiz sendikal mücadele, sadece bir hak arayışı değil; bu ülkenin geleceğini öksüz bırakmama kavgasıdır!
Kadın eğitim emekçilerinin haklarının ve yaşamlarının kararlılıkla savunulduğu o aydınlık eğitim düzenini dayanışmamızla kuracağız.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun!
