Haklı Olmanın Hakkı
“Haklı olmak yetmez, aslolan haklı olduğunu kabul ettirmek ve hakka layık olmaktır.” diyor, Mehmed Akif.
Etrafınız sürekli bir şeyleri eleştiren, yani bazı şeylerin yanlış olduğunun tespitini yapan insanlarla dolu değil mi? Ve bunu büyük bir iş başarıyormuşçasına yaparlar hem de. Bir konuda fikir sahibi olmayı büyük meziyet zannediyorlar bu kişiler. Oysa beş yaşındaki bir çocuğun da kendi çapında fikirleri var.
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği aklıdır, yani düşünmesidir derken onun aynı zamanda toplumsal bir varlık olduğunu göz ardı edip davranışlarını hiç mevzubahis etmiyoruz. Evet, insanın düşünebilmesi onun mümeyyiz vasfıdır lakin eyleme geç(ir)meyen fikrin bir kıymeti var mıdır? Akif’in işaret ettiği üzere hakikati bilmenin ya da haklı olmanın kendi başına herhangi bir yaraya merhem olacağı yok görünüyor. Hatta “hakikati dillendirmek” gibi çok yüce bir vasfın bile, eğer zaten herkes hakikati söylüyorsa, ne önemi var ki? Herkes hakkın ne olduğunu biliyor, söylüyor ama hakkı ikame etmek için atılan hiçbir adım yok. Böylelikle o hakka layık da olamıyoruz işte.
Toplumda var olan kargaşalar aslında doğru olanın bilinmeyişinden kaynaklanmıyor. Birileri bilerek hakikate muhalif hareket ediyor, hakikatin ne olduğunu bilen diğerleri ise ya susuyor ya da hakkı tatbik etmek için harekete geçmeyip sadece kendi kendine konuşmayı seçiyor.
Dolayısıyla bizlere düşen, Peygamber Efendimiz’in (sav) ifade ettiği üzere “Hakkı hak bilip ittiba, bâtılı bâtıl bilip içtinap etmektir.” Buradaki ‘ittiba’ kelimesi ‘peşinden gitme, izinde olma, takip etme’ anlamlarına gelir. Yani bu, insanın hak bildikleri uğruna bir şeyler yapması, harekete geçmesi demektir. Ta ki haklı olduğunu kabul ettirene kadar.
Mustafa YILDIRIM
Mil Maarif-Sen Bursa İl Başkanı
