Türkiye Maarif Modeli Müfredat Değerlendirmemiz

05.05.2024
1.892
A+
A-

Maarif Çalışanları Sendikası olarak; bireylerin, insanlığın, toplumun, devletimizin ihtiyaçları ve yaşadığımız çağın getirdiği gereklilikler doğrultusunda müfredat yenileme ve güncelleme çalışmalarının yerinde ve kıymetli olduğunu öncelikle vurgulamak isteriz.

Türkiye Maarif Modeli Müfredat Değerlendirmemiz

“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ”
ORTAK METNİ VE MÜFREDAT TASLAĞINA İLİŞKİN
DEĞERLENDİRME

GİRİŞ

Maarif Çalışanları Sendikası olarak; bireylerin, insanlığın, toplumun, devletimizin ihtiyaçları ve yaşadığımız çağın getirdiği gereklilikler doğrultusunda müfredat yenileme ve güncelleme çalışmalarının yerinde ve kıymetli olduğunu öncelikle vurgulamak isteriz.

Müfredat, eğitimin bir programa bağlanmasıdır. Eğitim ise, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istedik değişme meydana getirme sürecidir. Müfredat en temelde, ‘Hangi ihtiyaç ve gereklilikler doğrultusunda; hangi bilgi, beceri ve yetkinliklere sahip nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz ve bunu hangi içerikle başarabiliriz?’ sorusuna verilen yanıtlar ışığında ortaya çıkan içeriklerin; amaçlı, kasıtlı ve sistematik bir şekilde düzenlenmesidir.
Eğitimde müfredatın önemi, öğrencilerin özgür ve üretken vatandaşlar olarak geleceğe hazırlanmalarına yardımcı olma konusundaki gücünden kaynaklanır. Kapsamlı ve iyi tasarlanmış bir müfredat; bireylerin, toplumun ve devletin gelişiminde katalizör görevi görür.

Maarif Çalışanları Sendikası olarak, ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adını taşıyan yeni müfredat taslağına ilişkin değerlendirmemizi; Milli Eğitim Bakanlığının kamuoyu ile paylaştığı duyurular ve içerikler üzerinden süreç ve içerik açısından aşağıda 2 başlık altında ele alacağız.

SÜREÇ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan yeni müfredat taslağına ilişkin MEB tarafından yapılan açıklamada aşağıdaki ifadelere yer verilmiştir:
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, sadece son 1 yılın değil 10 yıllık uzun soluklu bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı. Müfredat hazırlık sürecinde, görüş alışverişleri ve kamuoyundaki yansımalar üzerinden analizler yapıldı ve toplantılar düzenlendi. Modelin beceriler çerçevesi oluşturulurken akademisyen, öğretmen ve diğer eğitim paydaşlarının katılımıyla 20 çalıştay düzenlendi, yüzlerce toplantı yapıldı. 1000’den fazla öğretmen ve akademisyen ile toplantılar düzenlendi, 260 akademisyen 700’ün üzerinde de öğretmen bu toplantılara sürekli olarak katıldı. İlave olarak görüşlerine başvurulan akademisyenler ve öğretmenlerle birlikte 1000’in üzerinde eğitim paydaşı ortak çalıştı. Askı sürecinin ardından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca son eleştiri, görüş, öneri ve paylaşımlar doğrultusunda son şekline ulaşacak. Yeni müfredat, gelecek eğitim öğretim yılından itibaren okul öncesi, ilkokul birinci sınıf, ortaokul beşinci sınıf ve lise dokuzuncu sınıflarda kademeli şekilde uygulamaya başlanacak.”

Milli Eğitim Bakanlığının yukarıda yer verdiğimiz açıklaması aşağıdaki tespit niteliğindeki soruları beraberinde getirmiştir.

✔ Son 10 yılda sırasıyla; Sayın Nabi AVCI, Sayın İsmet YILMAZ, Sayın Ziya SELÇUK ve Sayın Mahmut ÖZER çeşitli sürelerde Milli Eğitim Bakanlığı görevinde bulunmuşlardır ve halen Sayın Yusuf TEKİN Milli Eğitim Bakanlığı görevini yürütmektedir. Yani son 10 yılda 5 Milli Eğitim Bakanı değişikliği yaşanmıştır. Müfredatta son kapsamlı değişikliğin 2017 yılında Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet YILMAZ döneminde yapıldığı kamuoyunun malumu iken “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredat çalışmaları nasıl 10 yıl önce başlamış olabilir?

✔ Müfredat hazırlık sürecinde, görüş alışverişleri ve kamuoyundaki yansımalar üzerinden analizlerin yapıldığı belirtilmektedir. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredat taslağının 26 Nisan 2024 tarihinde kamuoyu ile paylaşıldığı göz önünde bulundurulursa; hazırlanan taslağın kamuoyundaki yansımalar üzerinden analizlerin yapılarak ve görüş alıverişlerinde bulunularak hazırlandığı nasıl söylenebilir?

✔ Müfredat hazırlık sürecinde; 20 çalıştay ve yüzlerce toplantının düzenlendiği, bu çalıştay ve toplantılara 260 akademisyen 700’ün üzerinde öğretmenin sürekli olarak katıldığı belirtilmektedir. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredat çalışmalarının 10 yıl önce başlamış olduğu doğru kabul edilirse, bu 20 çalıştay ve yüzlerce toplantı hangi plan dâhilinde, nerede ve zaman gerçekleştirilmiştir? Çalıştay ve toplantı raporları neden kamuoyu ile paylaşılmamıştır? Bu çalıştay ve toplantılara katılan akademisyen ve öğretmenler kimlerdir ve yetkinlikleri nelerdir?

✔ “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredat taslağına; bir haftalık askı sürecinde “https://gorusoneri.meb.gov.tr” adresi üzerinden yapılacak eleştiri, görüş, öneri ve paylaşımlar doğrultusunda Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca son şeklinin verileceği belirtilmektedir. 10 yıldır hazırlık yapıldığı söylenen 3 bini aşkın sayfadan oluşan müfredatın paydaşlar tarafından bütüncül bir yaklaşımla bir haftada incelenip eleştiri, görüş, öneri ve katkıda bulunulması nasıl mümkün olabilir?

✔ Terbiye Kurulu Başkanlığınca son şekli verilerek müfredatın yeni eğitim öğretim yılında uygulanacağı, müfredatın onay sürecini tamamlanmasının ardından oluşturulacak takvim ile yeni programın mantığı, felsefesi ve uygulanmasıyla ilgili olarak öğretmenlerin 2024 Eylül ayına kadar hizmet içi eğitim sürecine tabi tutulacağı açıklanmıştır. “https://gorusoneri.meb.gov.tr” adresi üzerinden yapılan binlerce belki de yüzbinlerce eleştiri, görüş, öneri ve paylaşımlar; kimler tarafından, ne kadar sürede ve hangi ölçütlere göre müfredata yansıtılacaktır? 1 Temmuz – 1 Eylül tarihleri arasında yasal olarak izinli olan öğretmenler nasıl hizmet içi eğitime alınacaklardır? Takvimin bu kadar sıkıştırılması yapılan işin amacına ve ruhuna ne kadar uygundur?

İÇERİK AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

✔ “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredat taslağının hazırlanmasında ilham alınan kaynaklardan birinin “Türkiye Yüzyılı Strateji Belgesi” yanında “K12 Beceriler Çerçevesi, Türkiye Bütüncül Modeli” isimli çalışma olduğu kamuoyunun malumudur. Bu çalışmanın ise MEB ve UNICEF ortaklığı ile bir grup akademisyen tarafından yürütülmüş bir proje metni olduğu bilinmektedir. Türkiye Bütüncül Modeli isimli çalışmada yer alan beceri sınıflandırmaları ve görselleri, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ortak metninin bazı kısımlarında birebir yer almasına rağmen bu çalışmadan hiç bahsedilmemektedir. Bu bağlamda; “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredat taslağının hazırlanmasında UNICEF’in rolünün ve etkisinin ne düzeyde olduğu kamuoyunda merak konusudur.

✔ 10 yılda geliştirildiği paylaşılan yeni müfredatın, 3 bini aşkın sayfadan oluşan 26 farklı yeni öğretim programı ve bir ortak metin içerdiği düşünüldüğünde, paydaşların, bir haftalık sürede müfredata ilişkin derinlikli değerlendirme yapabilmesi gerçekçi bir beklenti değildir. Geribildirim süresinin uzatılması, sürecin işbirliğine ve şeffaflığa dayalı olabilmesi için zaruridir. 10 yılda hazırlandığı söylenen müfredat bir haftada değerlendirilemez.

✔ Müfredatın hazırlanmasında öğretmenlerin ve akademisyenlerin çalıştığı belirtilse de bu kapsam Türkiye’nin eğitim ekosisteminin büyüklüğünü ve çeşitliliğini temsil etmekte yetersizdir. Eğitime dair karar alma süreçlerine, eğitimin tüm paydaşlarının katılım hakkı sağlanmalıdır. Kapsayıcı, katılımcı ve nitelikli geribildirim süreçleri, dayatmacılıktan uzak öğretim programları için elzemdir. Öğrenciler, öğretmenler, veliler, üniversiteler, özel sektör ile sivil toplumun görüşlerinin ve deneyimlerinin göz ardı edilmesi, yeni müfredatın ihtiyaç ve beklentileri karşılamamasına yol açacaktır.

✔ Geleneksel eğitim sistemlerinin bilgiyi ezbere dayalı bir şekilde aktarma ve alt düzey düşünme becerilerini vurgulama eğilimi, günümüzde bilgiye erişimin kolaylaşması ve teknolojik gelişmelerin hız kazanmasıyla artık yetersiz kalmaktadır. 21. yüzyılın karmaşık toplumsal ve küresel zorluklarıyla baş edebilmek için öğrencilere sadece bilgiyi değil, bu bilgiyi nasıl kullanacaklarını ve analiz edeceklerini öğreten becerileri kazandırmak hayati önem taşımaktadır. Bu doğrultuda Millî Eğitim Bakanlığı taslak öğretim programları ile beceri temelli bir öğretim programına geçiş için önemli bir adım atmıştır.

✔ Öğretim programı değişikliği dünya genelinde politik açıdan en maliyetli reform türlerinden biri olarak görülmektedir. Bu sebeple öğretim programı değişikliğine zemin hazırlayan gerekçeler kapsamında yalnızca eğitim bilimleri değil; siyaset bilimi, nörobilim, davranışsal ekonomi gibi farklı disiplinlerin sunduğu verilerden de yararlanmak gerekmektedir. Hazırlık sürecinin 10 yıldan uzun süredir devam ettiği ifade edilen taslak öğretim programlarının değişiklik gerekçelerinin uygulamadan elde edilen sonuçlar, veriler ve bilimsel gelişmeler ışığında tanımlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Öğretim programı değişikliklerinde amaçlanan ve ulaşılan öğretim programları arasındaki boşlukların sebepleri detaylı bir şekilde incelenmeli ve bir sonraki program değişikliklerine yol göstermelidir. Ancak, Türkiye’de bugüne kadar yapılan pek çok öğretim programı değişikliği çoğunlukla program geliştirmenin birikimli bir süreç olduğu göz ardı edilerek bir reform olarak sunulmuştur. Mevcut programın aksayan yönleri ve yeni öğretim programıyla neyin iyileştirilmeye çalışıldığının analizi kamuoyuyla paylaşılmadan kapsamlı bir değişikliğe gidilmiştir. Böylesine büyük ölçekli bir değişiklikte tüm paydaşların süreci benimsemesini sağlamak için ihtiyaç analizinin ayrıntıları şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır.

✔ Öğretim programı hazırlamak ve geliştirmek kapsamlı ve zor bir süreçtir. Devletin eğitim politikalarını hayata geçirme aracı olan öğretim programlarının söylemleri ile okullar düzeyindeki gerçeklik arasında bir boşluk, benimsenen ilkeler ile okullardaki öğretme öğrenme süreçlerini düzenleyen koşullar arasında uyumsuzluk olabilir. Bu durumun önüne geçebilmek için bu şekilde kapsamlı yapısal değişiklikleri hemen uygulamaya koymak, olası sonuçlarını pilot uygulamada görmeden tüm ülkede uygulamak hem bilimsel olarak yanlış hem de program geliştirme alanının temel ilkelerine uygun değildir.

✔ Bazı derslerin öğretim programları eksik olmasına rağmen askıya çıkarılan programların toplam sayfa sayısı, önceki programlara kıyasla neredeyse dört kat artarak 3.000’in üzerine çıkmıştır. Öğretim programlarının sayfa sayıları doğrudan içerik yoğunluğu karşılaştırması yapmak için yeterli olmasa da sembolik olarak programların karmaşıklığı ve kapsamı hakkında çıkarımlar yapmayı mümkün kılabilir. Öğretim programlarına ilişkin toplam sayfa sayıları üzerinden bir karşılaştırma yapıldığında ise askıya çıkarılan taslak öğretim programlarında eksik programlar olmasına rağmen toplam sayfa sayısının önceki öğretim programlarına kıyasla neredeyse dört katına çıkarak 3.000’in üzerine ulaştığı görülmektedir. Taslak öğretim programlarında yalnızca Ortak Metnin 110 sayfa olduğu düşünüldüğünde amaç ve iletilen mesajın birbiriyle çeliştiği görülmektedir.

✔ Bilgi yoğunluğunu sadeleştirme gerekçesiyle atılan adımlarda kavram yükünün artması, sadeleştirme çabalarına yönelik güveni sarsma potansiyeline sahiptir. Bilgi yoğunluğunu sadeleştirme gerekçesiyle gerçekleştirilen düzenlemeler kapsamında kavramsal beceriler, eğilimler, alan becerileri, sosyal-duygusal öğrenme becerileri, değerler, okuryazarlık alanları başta olmak üzere pek çok bileşen ve bunlara ilişkin süreç bileşenleri neredeyse eşit önem ve vurguyla tanımlanmıştır. Öyle ki taslak programlarda 87 kavramsal beceri süreç bileşeni, 403 alan becerisi göstergesi, 189 sosyal duygusal öğrenme göstergesi, 21 eğilim, 170 okuryazarlık süreç bileşeni, 403 Erdem-Değer-Eylem göstergesine yer verilmiştir. Çok sayıda kavramın programlara eklenmesi sadeleştirme sürecinin temel amacına aykırı bir sonuç yaratarak öğretim programlarında kavramsal berraklığı sağlama çabalarını olumsuz etkileyebilir ve anlaşılabilirlik sorunlarına yol açabilir.

✔ Öğrencilerde beceri gelişiminin sağlanması, bilişsel yeterliklere odaklanan pedagojik yaklaşımların ötesinde ek yetkinlikler gerektirmektedir. Bu sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi için yalnızca öğretmenlerin değil tüm eğitim sisteminin bu yeni yaklaşıma uyum sağlaması temin edilmelidir. Taslak öğretim programlarında 2005, 2013 ve 2018 öğretim programlarında bulunmayan, öğretmen yetiştirme programları kapsamında da yer almayan birçok yeni beceri alanı tanımlanmıştır. Bu yeni beceri alanları bilişsel yeterlikleri odağa alan pedagojinin ötesinde yetkinlikler gerektirmektedir. Dolayısıyla, yalnızca öğretmenlerin değil, kitap yazarlarının ve soru yazarlarının da büyük ölçekli değişiklikler getiren taslak öğretim programlarını etkili bir şekilde anlayabilmeleri/uygulayabilmeleri için uzun soluklu bir uyum sürecine ihtiyaçları bulunmaktadır. Tüm sistem çalışanlarının bu kapsamdaki rolünü netleştirmeye, onları bu süreçte somut ve iyi örneklerle desteklemeye ve beceri pedagojisi açısından güçlendirmeye yönelik adımların atılması gerekmektedir.

✔ Öğretmenlerin benimsemediği hiçbir reformun başarılı olamayacağı unutulmamalıdır. Bir ihtiyaç belirleme çalışması ve ardından buna uygun bir yol haritasının ortaya konulmaması öğretim programlarında yapılması planlanan değişikliklerin bireye, konu alanına ve topluma uygunluğuna masa başında karar verildiğini göstermektedir. Dersler bazında yapılan incelemelerde de ekosistem bütünlüğünde organik bir yaklaşımdan çok “yukarıdan aşağıya” doğru bir yaklaşım benimsendiği anlaşılmaktadır. Oysaki öğretim programının uygulamada tam anlamıyla karşılık bulabilmesi için öğretmenlerin reformun son aşamasında pasif yürütücüler olarak değil, tüm reform süreci boyunca dikkate alınması gereken etkin aktörler olarak ele alınması gerekir. İhtiyaç analizi kapsamında ders içeriklerinden öğretim yöntemlerine ve ölçme-değerlendirme uygulamalarına kadar geniş bir yelpazede öğretmenlerin görüşlerinin alınması, teorik olarak planlanan değişikliklerin uygulamadaki etkilerini gözlemlemek için pilot çalışmaların yapılması, öğretmenlerin yeni yaklaşımları etkin bir şekilde uygulayabilmeleri için gerekli eğitim ve desteğin verilmesi, değişiklik süreci boyunca öğretmenlerden sürekli olarak geri bildirim alınması öğretim programlarında yapılacak değişikliklerin daha etkili ve sürdürülebilir olmasının anahtarıdır.

✔ Uzun yıllardır öğretim programlarının içeriğinin yoğun olması ve öğretmenlerin içeriği yetiştirme konusunda yaşadığı sorunlar programların içeriğinde sadeleşmeye gidilmesi üzerine bir gerekçe olarak sunulmaktadır. Askıya çıkarılan taslak öğretim programları için de benzer bir gerekçe gösterilerek programların içeriğinin incelenen ülkelere göre neredeyse iki katı yoğunlukta olduğu ve programların içeriğinde %35 oranında sadeleşmeye gidildiği açıklanmıştır. Öğretim programlarının sade ve anlaşılır bir akışa sahip olması öğretme öğrenme süreci açısından istenen bir özellik olmakla birlikte programın farklı sınıf düzeylerindeki farklı kazanımların sarmal bir yaklaşımla ve bütüncül olarak öğrenciye kazandırılacak şekilde hazırlanması esastır. Bu bütünlük aynı zamanda öğrenme ekosistemi içindeki dört temel öğe olan bilgi, beceri, tutum ve değerlerin programlara bütünlük ve denge içinde yansıtılması anlamına da gelmektedir. Bu yapının bir öğesinde yapılan değişikliğin diğer öğeleri de etkileyebileceği gözden kaçırılmamalıdır.

Öğretim programlarının içeriğindeki yoğunluğu azaltma amacı doğrultusunda bazı programlarda önemli ölçüde sadeleştirme yapılırken bazılarında içerik yoğunluğunun oldukça arttığı dikkat çekmektedir. Taslak öğretim programları ders bazında ve konular özelinde incelendiğinde kimi disiplinlerde %35 oranının üzerinde sadeleşme yapıldığı, kimi disiplinlerde ise kapsam ve içeriğin nicel yoğunluğunun oldukça arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi programında gelişim özelliklerinin yerini 7 farklı alan becerisinin (matematik, Türkçe, fen, sosyal, müzik, sanat, hareket ve sağlık) almasıyla öğrenme çıktısı sayısının 36-48 ay aralığı için 166’ya, 48-60 ay için 273’e, 60-72 ay aralığı için ise 522’ye ulaştığı görülmektedir. Bu öğrenme çıktılarına programın diğer bileşenlerine ilişkin çıktıların eklenmesiyle okul öncesi öğretim programının yoğunluğu oldukça artmaktadır. Programın bu denli uzun ve yoğun olması amaca hizmet edecek şekilde ilişkilendirilmeler kurularak uygulanma olasılığını zayıflatmaktadır. Bu veriler, taslak öğretim programlarında içerik yoğunluğunun her ders için aynı yönde değişmediğini ortaya koymaktadır. Haftalık ders saati sayısı göz önüne alındığında böyle yoğun bir programın nasıl tamamlanacağı ve hangi sonuçları üreteceği merak konusudur.

✔ Programların içeriğinin sadeleştirilmesi kapsamında belirli konuların yer değiştirmesi veya çıkartılması öğrenme akışının bozulmasına ve öğrenme kopukluklarına neden olabilir. Bazı disiplinlerde öğretim programının içeriğinin azaltılmasının programın sarmal yapısında kopukluklara neden olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca konu tekrarları yapılması gerekçesi ile farklı seviyelerdeki konular birleştirilerek konu içeriklerinden bazıları çıkarılmıştır. Ayrıca bir önceki öğretim programlarında yer alan “kazanım” ifadelerinin taslak programlarda doğrudan ve birebir karşılıklarının olmaması kazanım yoğunluğuna ilişkin bir karşılaştırma yapılmasını zorlaştırmaktadır.

✔ Yeni programda bulunan, bireyin bütünsel gelişimi (zihin, beden, kalp ve ruh), finansal okuryazarlık gibi bireyin ekonomik yaşam niteliğini artıracak eklemeler önemlidir. Ancak kavramsal beceriler, eğilimler, alan becerileri, sosyal-duygusal öğrenme becerileri, değerler, okuryazarlık alanlarına ilişkin bileşenlerin tanımlamalarında iç içe geçen ve birbirinin yerine kullanılabilecek çok sayıda kavram bulunmaktadır. Bu bahsedilen bileşenler arasında yeterli bağlantının sağlanamadığını ve tutarlı bir kavramsal çerçevenin oluşturulamadığını görülmektedir.

✔ Yeni müfredatta ayrıca ilk kez “Erdem-değer-eylem Modeli” de yer aldı. Değerlerin eğitim sürecinde doğal süreç içerisinde edinilmesi için özgün bir yaklaşımla tasarlanan bu modelde “adalet”, “saygı” ve “sorumluluk” üst değerler olarak ele alındı. Ayrıca duyarlılık, merhamet, estetik, temizlik, sabır, tasarruf, çalışkanlık, mütevazılık, mahremiyet, sağlıklı yaşam, sevgi, dostluk, vatanseverlik, yardımseverlik, dürüstlük, aile bütünlüğü, özgürlük değerlerinin programlar içinde işlenmesiyle içsel ahenge sahip “huzurlu insan”, “huzurlu aile ve toplum”, “yaşanabilir çevre” hedeflendi.” denilmektedir. Hali hazırdaki müfredatımızın içinde de uygulanan değerler eğitimi ve kazanımlar düşünüldüğünde bunun bir yenilik olarak sunulması abestir.

Taslak öğretim programlarında bileşenler arasında yeterli bağlantı sağlanamamış ve bütüncül bir kavramsal çerçeve oluşturulamamıştır. Kavramsal beceriler, eğilimler, alan becerileri, sosyal-duygusal öğrenme becerileri, değerler, okuryazarlık alanlarına ilişkin bileşenlerin tanımlamalarında iç içe geçen ve birbirinin yerine kullanılabilecek çok sayıda kavram bulunmaktadır.

✔ İlkokulda en önemli akademik hedef, okuduğunu anlama, doğru okuma yazma ve temel sayılar gibi kazanımlardır. Bu kazanımlar sağlanmadan ortaokula geçen öğrencilerimiz ortaokulda alana dayalı öğretimde büyük çapta öğrenme kayıpları yaşamaktadırlar. Büyük bir çoğunluk özellikle sayısal ve dil derslerinde konulardan öyle uzaklaştı ki cevapları ellerine hazır verseniz yapamaz haldeler. Sınıfta kalmanın kalkması, yıllık kazanımları ölçen ve değerlendiren bitirme imtihanları sistemi olmaması gibi sebeplerle de öğrenme kayıpları telafi edilemiyor. İlkokulun 5 yıla çıkarılması ve bitirme sınavlarının geri getirilmesi şart görünmektedir. Aksi halde doğru dürüst okuma yazma bilmeden ilkokul, ortaokul ve hatta lise diploması alanlar çoğalmaya devam edecektir. İlkokulda hedeflenen temel sosyal/duygusal beceriler ve kişilik gelişimi tamamlanmadan ortaokula geçiliyor. Bir öğrenci soyut işlemler dönemine ya da psikososyal kurama göre 5. evre olan kimlik kazanımı evresine gelmeden ortaokula geçmemelidir.

✔ İlköğrenim çocukluk dönemi olup öğrenci tek bir öğretmenin tam zamanlı şefkati, ilgisi ve himayesinde öğrenmeye muhtaçtır. Gelişmiş ve aklı başında eğitim sürdüren ülkelerde bulunmayan 12 yıl zorunlu eğitimi ülkemize kim getirdi, niçin getirdi sorusu hala cevapsız kalmaktadır.

✔ 12 yıl zorunlu eğitime tabi olan bir öğrenci, üniversiteye ve yüksekokula girememesi halinde geçimini temin edecek bir meslek öğrenmesi de çok zor görünmektedir. Ülkemizde sanatı, tarımı, çıraklığı, ustalığı kim ve kimler niye bitirdi? Öğretmen liselerini sanat mekteplerini kim kapattı? Bunlar her kim ve kimler ise, dış odaklı ve art niyetli oldukları ve ülkemizi her alanda geri bırakmayı hedefledikleri muhakkaktır. Yeni müfredat çalışmaları bu zinciri kırmak için önemli bir fırsat teşkil etmeli ve yeni müfredat çalışmaları ile birlikte bu yapısal dönüşümler ele alınmalıdır. Müfredatla birlikte müfredatın hayata geçmesini sağlayacak yapısal reformlar asıl gündem konularıdır.

Kamuoyuna ve camiamıza saygılarımızla…
Mil Maarif-Sen Ar-Ge Birimi

maarifim banner
Maarifim
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.