ÖĞRETMENE ANGARYA DAYATMASI SÜRÜYOR!

08.04.2026
159
A+
A-
ÖĞRETMENE ANGARYA DAYATMASI SÜRÜYOR!

Öğretmene Yüklenen Ölçme Değerlendirme Değil, Ağır Bir Bürokratik Külfettir!

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” kapsamında uygulanmaya başlanan Öğrenci Gelişim Raporları (Öğrenci Gelişim Düzeyleri Raporları ile Sosyal-Duygusal Öğrenme Becerileri/Göstergeleri Raporları), aylardır öğretmenlerimizin sırtına yüklenen ağır bir bürokratik külfet hâline gelmiştir. Başından beri ifade ettiğimiz gibi; bu uygulama, öğretmenin asli görevi olan eğitim-öğretim faaliyetlerini destekleyen makul bir ölçme-değerlendirme aracı olmaktan çok, öğretmeni ekran başında veri girişine mahkûm eden, zamanını tüketen ve emeğini bürokrasiye hapseden bir yapıya dönüşmüştür.

Söz konusu raporlar; öğretmenlerin asli görev tanımı dışında, mevcut mevzuatta açık ve bağlayıcı biçimde düzenlenmemiş, aşırı ayrıntılı, son derece zaman alıcı ve herhangi bir ek ücret ya da ek ders karşılığı bulunmayan bir yük olarak sahaya sürülmüştür. Öğretmenlerimiz zaten; dersini anlatan, sınavını hazırlayan, sınav kâğıdını okuyan, analizini yapan, zümresini yürüten, veliyle görüşen, öğrenciyi akademik ve sosyal yönleriyle takip eden kişilerdir. Buna rağmen şimdi öğretmenden istenen; aynı veriyi tekrar tekrar, madde madde, ekran ekran sisteme girerek mesleğini veri giriş memurluğuna çevirmesidir.

8 Ocak’ta Alınan Eylem Kararı Meşru ve İlkeli Bir Sendikal Duruştur!

Bu nedenle 8 Ocak 2026 tarihinde birçok eğitim sendikası gibi Mil Maarif-Sen de, söz konusu uygulamanın mevcut haliyle öğretmenlerimiz açısından angarya niteliği taşıdığı gerçeğini açıkça ortaya koymuş; 2025–2026 eğitim-öğretim yılı sonuna kadar üyelerine yönelik “Öğrenci Gelişim Raporlarını doldurmama” yönünde eylem kararı almıştır.

Bu karar, ölçmeye ve değerlendirmeye karşı bir tavır değil; öğretmeni karşılıksız, ölçüsüz ve fiilen yetiştirilemeyecek bir iş yüküne mahkûm eden anlayışa karşı meşru ve ilkeli bir sendikal duruşun ifadesidir. Bizim itirazımız; öğrencinin gelişiminin izlenmesine değil, öğretmeni veri giriş personeline dönüştüren yanlış yöntemedir.

MEB, Öğretmenin Feryadını Duymak Yerine Konuyu Yargıya Taşımıştır!

Ancak Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmenlerin haklı itirazlarını duymak, sahadan gelen feryadı görmek ve bu uygulamayı revize etmek yerine; sendikaların aldığı eylem kararlarını Ankara 4. İş Mahkemesi’ne taşıma yolunu tercih etmiştir. Böylece mesele, yalnızca idari bir uygulama tartışması olmaktan çıkmış; doğrudan doğruya sendikal haklar, öğretmenin iş yükü ve kamu görevlilerinin çalışma sınırları bakımından kritik bir yargısal başlığa dönüşmüştür.

Mahkeme Kararına İlişkin Haberler Var; Gerekçeli Karar Henüz Elimizde Yok!

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Ankara 4. İş Mahkemesi, Millî Eğitim Bakanlığı lehine karar vererek sendikaların “rapor doldurmama” yönündeki eylem kararlarını hukuka aykırı bularak iptal etmiştir. Basına yansıyan değerlendirmelerde, mahkemenin Öğrenci Gelişim Raporlarının doldurulmasını öğretmenlerin asli görevleri kapsamında gördüğü ve sendika kararlarının bu yükümlülüğü ortadan kaldıramayacağı yönünde hüküm kurduğu ifade edilmektedir.

Ancak burada özellikle altını çiziyoruz: Mahkemenin gerekçeli kararı henüz sendikamıza ulaşmamıştır. Bu sebeple, basına yansıyan haberler üzerinden oluşan tablo ile mahkemenin gerekçeli kararında yer alacak hukuki tespitlerin birebir aynı olup olmadığını bu aşamada kesin hükümle değerlendirmemiz mümkün değildir.

Mahkeme Kararı, Sahadaki Gerçeği Değiştirmemektedir!

Fakat şunu herkes bilmelidir: Mahkeme kararına ilişkin haberler, sahadaki gerçeği değiştirmemektedir. Çünkü ortada değişmeyen bir gerçek vardır: Öğretmenlerimizin sırtına hâlâ ek ücret ödenmeden ağır bir iş yükü bindirilmektedir. Öğretmenlerimiz hâlâ ders dışı zamanlarını, akşamlarını, hafta sonlarını, aile hayatlarını ve sosyal yaşamlarını tüketen bir bürokratik baskıyla karşı karşıyadır. Yüzlerce sınav kâğıdı, binlerce madde bazlı veri girişi, günler ve haftalar süren ekran başı mesaisi; ne pedagojik gerçeklikle ne çalışma barışıyla ne de hakkaniyetle bağdaşmaktadır.

Bir Öğretmene 5 Bin Veri Girişi Dayatmak Eğitim Politikası Değil, Emek İsrafıdır!

Nitekim sahadan gelen somut örnekler bu tablonun vahametini bütün açıklığıyla göstermektedir. Ortalama 500 sınav kâğıdı okuyan bir öğretmenin, her sınavda yaklaşık 10 madde üzerinden değerlendirme yaptığında 5 bin ayrı veri girişi ile karşı karşıya kalması; saatlerle değil, günler ve haftalarla ölçülebilecek bir emek ve zaman kaybı demektir.

Bu zaman ya derslerden çalınacaktır ya da eve iş götürülerek öğretmenin ailesinden, çocuğundan ve sosyal hayatından çalınacaktır. Sonuçta ortaya çıkacak olan şey ise; hakkıyla yapılamayan, çoğu zaman “mış gibi yapılan”, öğretmeni yoran ama eğitime sınırlı katkı sunan bir formaliteden ibaret olacaktır.

Bugünün Raporu, Yarının Baskı ve Soruşturma Aracına Dönüşebilir!

Daha da vahimi şudur: Bugün “gelişim raporu” adıyla öğretmene yüklenen bu sistem, yarın öğretmenin önüne baskı, şikâyet ve soruşturma aracı olarak konulabilir.

“Niye böyle işaretledin?”
“Niye bu kazanım eksik?”
“Niye gelişim sağlanmadı?”
“Bunun için ne yaptın, onun da raporunu yaz!”

Yani mesele sadece evrak değildir. Mesele; öğretmenin mesleki takdir alanının daraltılması, öğretmenin sürekli savunma vermeye mecbur bırakılması ve her problemin faili olarak yine öğretmenin gösterilmesidir.

Biz Ölçmeye Değil, Öğretmeni Veri Giriş Memuruna Çeviren Anlayışa Karşıyız!

Mil Maarif-Sen olarak açıkça ifade ediyoruz: Biz ölçmeye, değerlendirmeye, öğrencinin gelişimini izlemeye karşı değiliz. Bizim itirazımız; öğrenciyi takip etmeye değil, öğretmeni veri giriş personeline dönüştüren yanlış yöntemedir.

Eğitim; yalnızca puan, tablo ve istatistikten ibaret değildir. Bir öğrencinin gelişimi; akademik başarısının yanında duygusal, sosyal, ahlaki, davranışsal ve bireysel farklılıklarıyla birlikte ele alınması gereken çok boyutlu bir süreçtir. Bu kadar hayati ve çok katmanlı bir alanı, yalnızca ekran başında yapılan veri girişine indirgemek; hem eğitimin ruhuna hem de öğretmenin mesleki takdirine zarar vermektedir.

Çözüm Angarya Değil; Akılcı, Teknolojik ve Uygulanabilir Sistemlerdir!

Millî Eğitim Bakanlığı, öğretmenin feryadını duymalıdır.
Öğretmene yeni evrak yüklemekten vazgeçmelidir.
Öğretmeni veri giriş memuruna dönüştürmekten vazgeçmelidir.
Sahayı dinlemeli, öğretmeni muhatap almalı ve bu uygulamayı derhal revize etmelidir.

Eğer gerçekten çözüm aranıyorsa; çözüm öğretmene yeni külfet bindirmek değildir. Çözüm; öğretmeni dinlemek, sahayı esas almak ve akılcı yöntemler geliştirmektir. Bu kapsamda; optik okuyucu destekli sistemler, deneme sınavı temelli analizler, e-sınav uygulamaları, EBA tabanlı değerlendirme altyapıları ve yapay zekâ destekli otomatik analiz araçları devreye alınmalıdır. Aynı veriyi öğretmene günlerce manuel olarak girdirmek yerine, teknolojik ve pratik çözümlerle daha sağlıklı, daha adil ve daha sürdürülebilir modeller kurulmalıdır. Gerekirse bu tür teknik ve bürokratik işlemler için öğretmene idari destek personeli sağlanması da ciddi biçimde değerlendirilmelidir.

Mil Maarif-Sen Üyesini Yalnız Bırakmayacaktır!

Mil Maarif-Sen olarak bir kez daha altını çiziyoruz:
Mahkeme kararları, sahadaki gerçeği ortadan kaldırmaz.
Öğretmene yüklenen angarya, kararlarla meşrulaşmaz.
Öğretmen öğretmenlik yapmak istiyor.
Öğretmeni veri giriş memuruna dönüştüren hiçbir anlayışı kabul etmiyoruz.

Mahkemenin gerekçeli kararı henüz sendikamıza ulaşmamıştır. Bu nedenle, ortaya çıkan hukuki tabloyu gerekçeli kararın tarafımıza ulaşmasının ardından avukatlarımızla birlikte ayrıntılı ve titiz biçimde değerlendirecek; üyelerimizin hak ve menfaatlerini koruyacak en doğru ve en sağlıklı yol haritasını buna göre belirleyeceğiz.

Bu süreçte en temel hassasiyetimiz, hiçbir üyemizin zarar görmemesi ve mağdur edilmemesidir. Hiçbir üyemizi bu süreçte yalnız bırakmayacağımızı ve gerekli tüm hukuki adımları kararlılıkla atacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

Mil Maarif-Sen Genel Merkezi

maarifim banner
Maarif-Sen
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.