EVLATLARIMIZIN GELECEĞİ TEHLİKEDE: DİJİTAL KUŞATMAYA ‘DUR!’ DEMEZSEK BİR NESLİ KAYBEDECEĞİZ!

09.12.2025
225
A+
A-
EVLATLARIMIZIN GELECEĞİ TEHLİKEDE: DİJİTAL KUŞATMAYA ‘DUR!’ DEMEZSEK BİR NESLİ KAYBEDECEĞİZ!

“Çocuklarımızı Korumak Milli Bir Mecburiyettir ve Bu Kapsamda Sosyal Medya Kısıtlaması Derhâl Hayata Geçirilmesi Gereken Bir Milli Güvenlik Meselesidir!” Mustafa Dağaşan – Mil Maarif-Sen Genel Başkanı – 9 Aralık 2025

Türkiye’nin geleceğini emanet ettiğimiz çocuklarımız bugün, kontrolsüz bir dijital dünyanın ortasında, hiçbir filtreye, hiçbir korumaya, hiçbir rehberliğe sahip olmadan savunmasız bir şekilde bırakılmıştır. Sosyal medya platformları; algoritmaları, yönlendirilmiş içerik akışları, manipülatif etkileşim tasarımları ve küresel şirket çıkarlarını önceleyen agresif yapılarıyla çocuklarımızın zihinsel gelişimini bozan, ahlaki dünyasını aşındıran, kimlik inşasını çarpıtan ve psikolojik bütünlüğünü tehdit eden en büyük tehlike alanlarından biri hâline gelmiştir. Bu tehdit, aileyi zayıflatmakta, okulun disiplinini yok etmekte, öğretmenin otoritesini gölgelemekte, toplumun değer köklerini aşındırmaktadır.

Bu milletin bin yıllık irfan geleneğini, ahlak terbiyesini ve aile yapısını ayakta tutan değerler; bugün dijital kuşatmanın doğrudan hedefi hâline gelmiştir. Ahlakı aşındıran, mahremiyeti yok eden, çocuğun fıtratını bozan bu saldırı karşısında hiçbir devlet aklı kayıtsız kalamaz. Müdahale edilmelidir — hem de gecikmeden!

Bugün bir ilkokul çocuğunun bile mahremiyet nedir, güvenlik nedir, kimlik nedir anlamadan milyonlarca içerik tarafından kuşatıldığını görüyoruz. Çocuğumuz daha karakteri oluşmadan, ruhu olgunlaşmadan, doğru-yanlış ayrımını kavramadan sosyal medya platformlarının hedef kitlesi hâline getiriliyor. Oysa bizim medeniyetimiz, çocuğu önce ahlakla, merhametle, edeple ve doğru rehberlikle büyütür. Sosyal medya ise çocukları kullanıcı değil, ticari bir veri kaynağı; reklam algoritmalarının deneği; küresel şirketlerin kâr tablolarındaki bir sayı olarak görüyor. Bu sadece pedagojik bir sorun değil; ahlaki bir çöküş riski, milli bir tehdit, sosyolojik bir dağılma ve psikolojik bir yıkım sürecidir.

Ders sırasında odaklanamayan, arkadaş ilişkilerinde çatışma yaşayan, özgüveni bir videonun altına yazılan yorumla dağılan, bir beğeni uğruna kendi benliğinden vazgeçen bir çocuk profili ile karşı karşıyayız. Fıtratı tertemiz olan evladımız, ekranın kirli diline ve hoyrat kültürüne daha genç yaşta maruz kalmakta; kalbi henüz sevgiye doymadan nefretin, kıskançlığın ve kıyasın içine bırakılmaktadır. Bu ülkenin öğretmenleri her gün sınıflarda çocuklarımızın ekran bağımlılığının izlerini toplamaktadır. Daha 10 yaşında “linç kültürünün” tuzağına düşen çocuklarımızın ahlaki ve ruhsal tutunma noktaları zayıflamaktadır. Bu çağın şiddeti yumrukla değil; ekranla vuruyor. Ekranın açtığı yara ise hiçbir sağlık raporunda görünmeyen ama çocuğun vicdanında, kişiliğinde ve ahlakında kalıcı izler bırakan derin bir yaradır.

Siber zorbalık çocuklarımızın cebine kadar girmiştir. BTK verileri çocuklarımızın yarısından fazlasının dijital zorbalığa maruz kaldığını söylüyor. UNICEF’e göre 10 çocuktan 7’si sosyal medyada alay, tehdit, hakaret ya da manipülasyona uğruyor. Bu saldırılar bir çocuğun fıtratını zedeliyor, özgüven temelini çökertiyor, ruhunu içten içe çürütüyor. Oysa bizim kültürümüz; merhamet eden, koruyan, kollayan bir ahlak üzerine kuruludur. Sosyal medya ise tam tersine çocuğu merhametsiz bir rekabetin, yapay bir hayatın, sahte mutlulukların içine itmektedir.

Daha vahimi ise sosyal medyanın cinsel istismarın en kolay yayıldığı alan hâline gelmesidir. Adalet Bakanlığı’nın verileri, çocuklara yönelik cinsel suç girişimlerinin yüzde kırkının sosyal medya üzerinden gerçekleştiğini söylüyor. Bu, bir milletin yüreğini paramparça edecek kadar ağır; bir devletin derhâl müdahale etmesini mecbur kılacak kadar güçlü bir alarmdır. Bir ülke kendi evladını küresel şirketlerin yönettiği bir dijital karanlığa terk ederse, o ülkenin bağımsızlık iddiası da, ahlaki meşruiyeti de sorgulanır. Çocuğunu koruyamayan devlet, geleceğini koruyamaz; ahlakını koruyamayan millet, istikbalini kuramaz.

Bazı çevreler sosyal medya kısıtlamasını yasakçılık diye nitelendiriyor. Hayır. Bu mesele özgürlük tartışması değildir. Bu mesele teknoloji düşmanlığı değildir. Bu mesele, bir milletin evladını istismardan, manipülasyondan, kimlik erozyonundan ve ruh çöküşünden koruma mücadelesidir. Bu millet, ahlakını kaybettiğinde her şeyini kaybedeceğini bilir.

Sosyal medya kısıtlaması bir sansür değil; bir milletin kendini savunma refleksidir. 13 yaş altına yasak, 13–16 yaşa denetimli erişim, gece kullanım sınırlaması, algoritma denetimi, ağır yaptırımlar… Bunlar tartışmanın değil; gecikmeden uygulanması gereken devlet politikalarıdır.

Bu mesele evlat meselesidir.
Bu mesele millet meselesidir.
Bu mesele istiklal ve istikbal meselesidir.

ABD, İngiltere, Fransa, Avustralya ve daha birçok ülke 13 yaş altı erişimleri kapatmış ya da ağır kısıtlamalar getirmiştir. UNICEF bile “13 yaş altı sosyal medya kullanımının gelişim açısından yüksek risk taşıdığını” ilan etmiştir. Biz neden hâlâ bekliyoruz? Bu toprakların evladı daha mı az kıymetli? Bu milletin çocukları daha mı dayanıklı? Yoksa biz mi gerekli adımları atmaktan çekiniyoruz?

Türkiye, bu konuda gecikecek lüksü olmayan bir ülkedir. Çünkü biz geç kaldıkça ekran büyüyor, ekran büyüdükçe çocuk küçülüyor. Bugün alınmayan tedbirlerin bedelini yarın öğretmen, aile, toplum ve en çok da çocuklarımız ödeyecektir. Unutulmasın: Bir milletin çöküşü önce ahlaktan başlar; dijital kuşatma da tam burayı hedef almaktadır.

Bu nedenle Mil Maarif-Sen olarak açık, net ve kesin bir çağrı yapıyoruz:
Devlet, çocuklarımız için sosyal medya kısıtlamasını derhâl hayata geçirmelidir. Sosyal medya şirketleri bu ülkenin çocukları üzerinde kural koyan değil, kurala uyan taraf olmak zorundadır. Türkiye, evlatlarını algoritmaların insafına terk etmeyecek kadar büyük bir devlettir. Biz bu mücadelede sessiz kalmayacağız, geri adım atmayacağız, talep edeceğiz, hatırlatacağız, zorlayacağız. Çünkü bu mücadele bir sendikanın değil; bir milletin ahlak, istiklal ve istikbal mücadelesidir.

Her gecikilen gün, kaybedilen bir çocukluk; zedelenen bir ruh; yarım kalan bir eğitimdir. Bir milletin en büyük kaybı, evladının kaybıdır. Çocuklarımız bir emanettir. Emaneti korumak da bu devletin namus borcudur. Biz de bu borcu hatırlatmaya, bu mücadeleyi sonuna kadar taşımaya kararlıyız.

Bu milletin evlatları algoritmalara teslim edilmemeli ve dijital karanlıkta kaybolmamalıdır! Çünkü evladını koruyamayan toplum geleceğini kuramaz; ahlakını koruyamayan millet istikbalini sürdüremez!

Biz, geleceğimizi koruyacağız!

Mustafa Dağaşan
Mil Maarif-Sen Genel Başkanı
Mil-Konf. Gnl. Bşk. Yrd.

maarifim banner
Maarif-Sen
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.