Yaşasın Mecburiyet Kavşağı

20. yüzyılda Türkiye’de doğdu. 6 Cumhurbaşkanı, 15 Başbakan, 20 Milli Eğitim Bakanı gördü. Zorunlu eğitimin beş yıldan sekiz yıla, sekiz yıldan 12 yıla çıkarılmasına şahit oldu. LGS, OKS, SBS, TEOG, ÖSS, ÖYS, KPSS, ALES, EKYS gibi sınavlara girdi. Öğretmen oldu. Hayatını Türkiye’de, mesleğini yaparak sürdürmektedir. Okullu ve yüzlerce öğrenci öğretmenidir. Kelamını kalemine sarıp, derin bakışı ve sarsıcı analizleriyle köprüler kurmak üzere yazılar yazmaktadır.
31.12.2023
221
A+
A-

Öğretmenler kendini her gün, sınıftaki dolabının köşesine düşmüş bir adet kalemi bile kapsayan bir iş kümesinin içinde buluyor. Gözünü çevirdiği herkes ondan bir şeyler yapmasını bekliyor, hatta dünyayı öğretmenlerin kurtarmasını istiyor gibi. Öğretmen, yaşamsal fonksiyonlarını sağlıkla sürdürebileceği standardı yakalamaya çalışırken dahi problem yaşadığından, eğitim öğretim faaliyetlerinin içinden çıkıp, bir de sistemi düzeltecek kadar; velisine ayrı, idarecisine ayrı sınıfta yapılanları anlatmaya güç bulamıyor kendinde. Yegâne enerjisini sınıfındaki öğrencilerine harcadığından, bu işi yapacak birileri gerekiyor haliyle. Aynı durumu, bakanlık politikalarının uygulaması ve duyurulmasını asli görev edinmesi beklenen okul idarecileri, öğretmen-öğrenci-veli üçlüsünün dengesini kurmakta yaşıyor. Gününün tamamını alan iş ve işlemler sebebiyle, yaşadığı sıkıntıları görünür hale getirmekte zorlanan eğitim çalışanları, bu işi onların yerine yapacak sendikalara ihtiyaç duyuyor. Hal böyleyken, bir milyon iki yüz bini aşan sayısıyla kalabalık bir camia olan eğitimcilerin sesini duyurması için de sendikaların sayısının artmış olması büyük önem arz ediyor. Fakat gelin görün ki, sayıca kalabalık sendikaların yok etmeye programlı politikaları ve yüzde iki barajı gibi manipülasyonlarla, sivil toplumun önü her geçen gün daha da kesiliyor.

Toplum hayatında ortaya çıkan değişime ve dönüşüme tecelli gözüyle bakanlarla, eleştirmek; geliştirmektir minvalinde söylemlerle yaklaşanlar arasında bir yol ayrımındayız. Bu yol ayrımının kavşağında; öğretmene emeğinin karşılığı olmayan bir hayat yaşamayı layık görenler olduğu gibi, hak arayışını hak bilen insanlar da var. Tarihi, özgürlük mücadelesiyle geçmiş bir millete, “verilenle yetin” söylemleri, bu milletin kodlarına apaçık bir saldırıdır. Bir milleti yüzyıllarca ayakta, iri ve diri tutan en kuvvetli bağlardan biri ahlaktır. Toplum ahlakını dizayn etmenin yolu hiç şüphesiz yasalara uyumla sağlanır. Fakat yasalar, ahlakı; hükümlerle çerçeveleyen bir kurallar bütününden fazlası değildir.  O çerçevenin içini milli ve manevi duygularla, vicdan ve merhametle, helal edilmiş haklarla doldurmazsak, içi boş çerçeveler yalnızca duvar süsü olarak kalır. 

Milli ve manevi duygularımız da, bu ülkenin içinde yaşayan her bir bireye ait, tek bir topluluk ve zümrenin tekelinde olmayan fehvalardır. Bu kavramlara sahip çıkan, bunu dil ile ikrar, kalp ile tasdik eden her birey vatanseverdir. Vatanseverlik madalyasını, çığırtkanlarının doldurduğu meydanlarda göğsüne takıp, kendi çıkarlarına ters düşen herkesi hain ilan eden söz sahiplerinin hükmü de; her sözünü sivil toplumcu olarak söylediğini iddia edip, söylediklerinin içeriğiyle sivil toplumun ruhuna Fatiha okutanlar da bu yol ayrımındadır.

Bu yol ayrımlarının olduğu kavşakta, etik ve evrensel değerleri hiçe sayarak, tek bir yerde çoğalmayı, daha da çoğalmayı ve karşılığında sadece çok olmayı vaad eden kimseler ile sivil toplum ruhunu besleyerek köklü sorunlara köklü çözüm önerileri sunmayı teklif eden insanlar var. Çok olmanın doğru sözü söylemeye ve çözüm üretme becerileri geliştirmeye yaramadığının anlaşıldığı gün de, bu kavşağa mecburi yön levhaları asılmıştır. Yüzde iki barajı bu kompleksin en büyük ispatlarından biridir. Yüzde iki, asgari ücretin birler basamağındaki “2” rakamının bile önem arz ettiği bir ülkede, sivil toplum örgütlenmesinin önüne geçmeye yeter. Esasen mesele yüzde iki de değildir. Tüm haksız uygulamalar gibi o da rafa kalktığında, bu kör labirentten çıkmış bir toplum olmayacağız. Rafta olduğunu bilmek bile labirentte kalmamıza yetecek. Bu kör koridorlardan çıkmanın tek yolu, mecburiyet kavşağında yapılacak hür seçimlerdir.

Maarif-Sen, kuruluş felsefesi gereği, öğretmenin yaşadığı ve maruz kaldığı her türlü soruna eğilmeyi şiar edinmiş bir sendikadır. Eğitimin köklü sorunlarını çözmeye de, öğretmenin derdine çare olmaya da namzet bir duruş sergilemektedir. Sahalarda yetkisiyle değil, etkisiyle varlık göstermektedir. Ve bu yol ayrımının başında, dimdik durmaktadır. Yazıya Genel Başkan Sayın Mustafa Dağaşan’ın sözleriyle son vermek isterim.

“Çeşitli zümrelerin dayattığı sistem ve modeller ile izm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleri iken bütün eğitim öğretim meselelerini çözümleyecek olan bir milletin maarif ordusudur.”

maarifim banner
YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.