JE SUİS TRİSTE*, MEB

20. yüzyılda Türkiye’de doğdu. 6 Cumhurbaşkanı, 15 Başbakan, 20 Milli Eğitim Bakanı gördü. Zorunlu eğitimin beş yıldan sekiz yıla, sekiz yıldan 12 yıla çıkarılmasına şahit oldu. LGS, OKS, SBS, TEOG, ÖSS, ÖYS, KPSS, ALES, EKYS gibi sınavlara girdi. Öğretmen oldu. Hayatını Türkiye’de, mesleğini yaparak sürdürmektedir. Okullu ve yüzlerce öğrenci öğretmenidir. Kelamını kalemine sarıp, derin bakışı ve sarsıcı analizleriyle köprüler kurmak üzere yazılar yazmaktadır.
02.01.2024
253
A+
A-

Çağdaş dünyanın vurguncuları, yüzyıllardır insanlara pazarladığı tüm politikaların kaymağını ekmeğine sürüp gitti. Ve sonunda kaldık yine biz bize. Fakat biz, bir zamanlar bizden olanlarla huzur bulamadık. Gözümüzü açtığımızda önü, arkası, sağı, solu sobelenen; oyunu başladığı ilk dakikada kaybeden çocuk gibi kalakaldık ortada. Öylece…

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

Hz. Ali

Çağdaş dünyanın vurguncuları, yüzyıllardır insanlara pazarladığı tüm politikaların kaymağını ekmeğine sürüp gitti. Ve sonunda kaldık yine biz bize. Fakat biz, bir zamanlar bizden olanlarla huzur bulamadık. Gözümüzü açtığımızda önü, arkası, sağı, solu sobelenen; oyunu başladığı ilk dakikada kaybeden çocuk gibi kalakaldık ortada. Öylece…

“Eğitim şart!” sloganına sığındık her cahilliğin ardından. Fakat eğitime, sabahları tok karnına yutulan hap muamelesi yapmayı da ihmal etmedik. Sihirli değnek gibiydi eğitim; öğretmenin elinde, dokundurmasıyla mükemmele çevirecekti öğrenciyi. Eğitimin zaman ve emek istediğini bir türlü anlamak istemedik. Öğretmenin sihirli değneği yoktu elbette ama muhataplarının sopası hep abalarının altında idi. Evde verilen eğitimin önemini hiç düşünmeden, mükemmel olmayan her şey için öğretmeni suçlayıp, vicdanları akladık.

Düzenin kanunlarla güvence altına alındığı bir ortamda ve bu kadar kalabalık bir camiada, başına gelebilecek türlü olaylar için kendisini istihdam eden bakanlığa güvenmek zorunda öğretmen. Fakat gelin görün ki, bir kamu kurumuna elini kolunu sallayarak giren, görevi başındaki öğretmeni darp etmekten çekinmeyen bu güruha karşı yapılan işlemler yalnızca asayişle sınırlı. Bir saldırının ardından, saldırgan elbette güvenlik güçleri ve yargı mensupları tarafından gerekli yaptırımlara maruz bırakılmalı. Ama öğretmene, hem de okulundayken uygulanan şiddet sadece polis, savcı ve hâkimlerin ilgi alanı mıdır? Öğretmenine en çok sahip çıkması gereken zamanda Milli Eğitim Bakanlığı; Dilimizin Zenginlikleri adlı projeyle milli değerlerimize sahip çıkarken, manevi dirliği hiçe sayarak konuya Fransız kalmıştır. O sebeple kendilerine bir de anladıkları dilden yazmak istedik: ‘Je suis triste’ demek yeterli midir?

Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’e ve bakanlığın konuyla ilgili çalışanlarına çağrımdır; öğretmenlerinizin can güvenliği tehdit altındayken, üstünde bu kadar çok durduğunuz güzel dilimiz Türkçeyi de kullanarak, saldırgan ve saldırgan adayı bireyleri caydırıcı bir açıklama yapmalısınız. Zira aylar önce yaptığınız bir X paylaşımı ile geçiştirilemeyecek kadar elzem bir konudur bu.

Matematikte her zaman iki kere iki dört eder fakat Türkçe ’de “üzgünüm” her zaman etkili bir üzüntü ifadesi değildir.

*(Fransızca): üzgünüm

maarifim banner
YAZARIN SON YAZILARI
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.