Gönül Makamı Mı? Makam Odası Mı?

Genel Bşk. Yrd. (Teşkilâtlandırma) || 1982 yılında Bayburt’ta doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. 2004 yılında Karadeniz Teknik Fakültesi Sınıf öğretmenliği bölümünden mezun oldu. 2004-2012 yılları arasında Bayburt ilinde Sınıf öğretmeni olarak çalıştı. 2012 yılından itibaren Pursaklar ilçesinde öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. 2018 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Yönetimi bölümünde Yüksek lisansını tamamladı. Halen Ankara’da sınıf öğretmeni olarak görev yapan Yıldız, evli ve iki çocuk babasıdır.
26.11.2023
227
A+
A-

Şimdi duyuyor gibiyim sizleri, bu sorunun cevabı çok kolay diyeceksiniz. Seçiminizi yapacaksınız. Bir çok kişi gönül makamları almak tabii ki çok önemli fakat bir makam sahibi olmakta kıymetli bir şey diyecektir. Tabii ki bir makam sahibi olmak önemlidir. Elde edilen makamla insanlara hizmet etmek Hakk’a hizmettir.

Elbette Amenna. Ancak gelgelim günümüz makamlarını elde etme yöntemlerine, makamlar için yapılan nice fedakarlıklara!!! Olmazsa olmaz diye düşünülen bir makam elde etme sevdası almış başını gidiyor. Maksat hizmet etmek mi elde edilecek rant mı yoksa bir enaniyet patlaması mı taktir sizin kardeşlerim. Sendikalar makamları elde etmek için en önemli araç olmuş. Hak arama yeri değil makam elde etme yeri haline gelmiş. Bu konuda neler duyuyoruz: “Bizim sendikadan isen yollar sana açılır yok değilse senin Hakkın dahi olsa avucunu yalarsın” mantığı yürümüş gidiyor. Bir yerlere adam yerleştirme yeri midir sendikacılık ne diyebilirim herkes az çok gerçekleri biliyor. Bununla da kalsa iyi aba altından sopa göstermeler “Bak sendikadan ayrılma soruşturma açılır hakkında haaaaa!”, “Görevlendirme işin olmasını istiyorsan üye olman lazım”, “Adaylığını kalkmadan şu sendika formunu bir doldur bakalım” gibi gibi gibi. Sendikacılık yapmak üye sayısını çoğaltmak mı yoksa üyeye hizmet etmek mi? Şu an üyeyi çoğaltıp yetki almak daha önemli gibi görünüyor. Yoksa üyeye hizmet, hak arama falan o da olur bir gün inşallah. İşte Sendikacılıkta geldiğimiz son nokta. Her neyse biz gelelim asıl konumuza Bizim Atalarımız, Kültürümüz, Dinimiz ne der bu işlere “görev istenmez verilir.” Bir insan çalıştığı her hangi bir işte, Allah (c.c) kendisine yardımcı olsun istemez mi? Bu sorunun cevabı hiç tereddütsüz, evettir. O halde Allahın (c.c) yardımını almanın elbette yolu vardır. En önemli kaide; “bir işe talip olmamak, eğer o iş size verilmişse, bütün dikkatinizi ve gücünüzü vererek o işi neticelendirmeye çalışmanızdır.” Peygamberimiz Abdurrahman ibn-i Semure’ye; “Ey Abdurrahman, sakın emir olmak isteme (riyaset talebinde bulunma). Eğer sen istediğin için sana riyaset verilirse, istediğin şey ile (yalnız) bırakılırsın (Allah’ın yardım ve inayetine erişemezsin). Eğer emaret ve riyaset, sen istemediğin halde sana verilirse, işte o zaman (Allah tarafından) yardıma mazhar olursun (idaren güzel olur)” demiştir.(Sahih-i Buhari 12/2067) Makamlar ehillere, liyakatlilere verilmeli. Ancak buna göre de bir sistem kurulmalı. Bu adaleti sağlayacak sistem mekanizmaları geliştirilmelidir. Osmanlı döneminde kurulmuş: Amerika ve Avrupa tarafından yıllarca incelenip örnek alınmış Enderun Sistemini incelemenizi tavsiye edebilirim. (Ayrıntılarına başka bir yazım da yer vereceğim inşaallah )Biz sendika olarak her zaman bunu savunacağız. Gönül makamı mı? Makam odası mı? Konusuna çarpıcı bir örnek verelim.Bilindiği üzere Kültür Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun, 19 Ağustosta Van’ın Erciş ilçesinde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmişti.Kendisinin aktardığı başından geçen çok etkileyici bir hikayeyi buradan aktararak yazımızı nihayetlendirelim.

“Topkapı Sarayı’nda müdürlük yaptığım dönemde, makam odamda otururken bir kumrunun açık pencereden girerek avizenin etrafında uçtuğunu gördüm. Hiç kımıldamadan seyretmeye başladım.

Kumru sanki tavaf eder gibi odanın her tarafında dolaştı, avizenin üzerine kondu, bir süre oturdu. Sonra geldiği gibi uçup gitti. Biraz sonra yanında başka bir kumru ile tekrar geldi.

Bu sefer sanki bir ev (saray) sahibi edasıyla onu gezdirdi. Yeni geleni elinden, (kanadından) tutar gibi aldı ve avizenin içine oturttu. Bir süre koklaştılar. Sonra uçup gittiler.

Ertesi gün ikisi birlikte ağızlarında dal parçacıkları ile geri geldi ve avizenin içine bir yuva kurmaya başladılar. Yuva bir kaç gün içinde kuruldu.

Ben olup biteni hiç ses çıkarmadan izliyordum. Dişi kuş yumurtlama hazırlığı yapıyordu.

Galiba onlar da beni izliyordu ki, hiç tedirgin olmuş gibi görünmüyorlardı. Buna karşılık dışarıdan odaya başka birisi girince, hemen ürküp pencereden kaçıyorlardı. Baktım olmayacak, makam odamı onlara bırakıp hemen karşıda bulunan küçük bir odaya geçtim. Bir gün televizyon çekimi için Topkapı Sarayı’na gelen gazeteci dostum rahmetli Savaş Ay, “Hocam niye bu küçücük odada oturuyorsun” diye sordu.

“Ben hâlden anlarım, bir kumru arkadaşım sevgilisine, “ben seni saraylarda yaşatacağım” diye söz vermiş, insan yuva kurana yardımcı olmaz mı” dedim.

“Hocam ne olur göster şu yuvayı bana” dedi ve kapıdan odadaki yuvanın fotoğrafını çekti.

Ertesi gün beni Ankara’dan arayan arayana… “Derhal makam odası açılsın, kumruların yuvası dağıtılsın, saray bakımsızlıktan perişan olmuş görüntüsü verilmesin” dediler.

Meğer Savaş Ay haber yapmış bizim kumru hikâyesini…Hemen aradım, “üstat sen ne yaptın” dedim.

“Hocam bu kadar güzel malzeme (haber) buldum, yazılmaz mı Allah aşkına” dedi. “Gazetede sabah toplantısında anlattım, herkes ayağa kalktı ve seni alkışladı” diye ilave etti.

“Sadece gazete değil, Ankara da ayağa kalktı sayende” diye cevap verdim. Şimdi ne yapacaktım? Çifte kumrulara kol kanat gerip onların saadetlerini korumaya mı çalışacaktım, yoksa odayı kullanıma açarak bir yuvanın dağıtılmasına mı neden olacaktım?

Bir şekilde, ya ben makamı, ya da o kumrular makam odamdaki yuvalarını kaybedeceklerdi.

Akşama kadar Bakanlıktan beni aramayan kalmadı…

“En azından yumurtadan yavru kuşlar çıksın, uçup gidene kadar bekleyelim” diye düşündüm.

“Ben yuvayı almam, siz beni görevden alın isterseniz” dedim. Ertesi gün yuvaya bakmaya gittim ki ne göreyim, yuva yerinde duruyordu ama kumrular yoktu.

Yuva yerinde durmasa, “birisi kuşları ürküttü, kovaladı” diyecektim. Halbuki yuva yerli yerinde duruyordu. Kumrular sanki durumu hissetmiş ve sessizce çekip gitmişlerdi. Bir daha da hiç gelmediler. Ben daha sonra Topkapı Sarayı’ndan Müsteşar ve Bakan Yardımcısı olarak Ankara’ya gittim.”Kuşların yuvası dağıtılsın, makama sahip çıkılsın” diyenlerin ise hiçbirisi Bakanlıkta makamlarında kalamamıştı.Muhakkak ki, biz de bir gün bu makamlardan uçup gideceğiz. Kuşlar ise hep sevmeye, uçmaya ve yuva kurmaya devam edecek.’Ülkemize güzel hizmetleri olmuş değerli hocamıza Allah’tan rahmet diliyoruz.  Makamı Cennetten olsun.Dünyalık Makamların geçici olduğunun ve gönül makamlarını almanın kıymeti bu hikayeden de anlaşılacağı aşikarken gelin gönüllerin makamlarını fethedelim. Dünyalık makamlarda bizlere layık görülürse üşenmeden çekinmeden Hakkını vererek görevimizi yapalım. Allah’a emanet olunuz. Kalın sağlıcakla…

Yavuz YILDIZ
Mil Maarif-Sen Genel Başkan Yardımcısı

maarifim banner
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.