Fulbright Eğitim Komisyonu, Neyimiz Olur?

GENEL SEKRETER // 1984 yılında Amasya'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Amasya'da tamamladı. 2008 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 2006-2010 yılları arasında Bolu ilinde imam-hatip olarak görev yaptı. 2010 yılında Ankara iline öğretmen olarak atandıktan sonra Polatlı, Sincan ve Pursaklar ilçelerinde öğretmenlik ve yöneticilik yaptı. Hâlen Ankara’da İmam Hatip Lisesi Müdürü olarak görev yapan Akif KETEN, evli ve iki çocuk babası olup, orta derecede İngilizce ve Arapça bilmektedir.
03.01.2024
642
A+
A-

Yakın zamanda yapmış olduğumuz “Öğretmenlerin Gözünden Öğretmenlik Mesleği, Eğitim ve Eğitim Yönetimi” anketimize katkı sunan öğretmenlerimizin “Fulbright Eğitim Komisyonu” konusunun dile getirmesi talepleri oldukça fazla idi.

Konuyla ilgili doyurucu bilgilere sahip olmak kolay değil. Komisyonun görev ve yetkisi ile etkisini kıyaslamak da mümkün görünmüyor. Yaptığımız ziyaretlerde siyasilerin cevapları da tatminkâr değildi. Bu yazı dahi konuyla ilgili tatminkâr bilgilere haiz değil. Fakat konuyu gündeme getirme ihtiyacı bilgi ve belge eksiğinin giderilmesini beklememizin önüne geçmiştir.

Fulbright Eğitim Komisyonu üzerine araştırma yaparken yakın zamanda yapılan doktora tezi dikkatimi celbetti. Konuyu eğitimde batılılaşma üzerinden ele alan tez, konuyla ilgili yapılmış ender akademik çalışmalardan birisidir. Tezdeki şu ifadeler konuyu özet mahiyetindedir:

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk eğitim sisteminde yenileşme modernleşme sürecine girilmiştir. Bu kapsamda Avrupa’ya öğrenciler gönderilmiş, Avrupa’dan yabancı uzmanlar ve öğretmenler getirilerek kurumlarda görevlendirilmiştir. Ülkeye getirilen uzmanlar eli ile eğitim örgütleri ve eğitim-öğretim müfredatı yeniden düzenlenmiştir. Böylece okullarda modern düşünceye sahip insan yetiştirilmesi hedeflenmiştir. Cumhuriyet devrinde ise modernleşme, Osmanlı döneminden çok daha seküler bir bağlamda ele alınarak uygulamaya konulmuştur. Bu döneminde Avrupa’dan uzman getirilmesi ve öğrenci-öğretmen gönderilmesi uygulaması devam etmiştir. Türk eğitim sisteminin Batı ile etkileşiminde Fulbright programının özel bir yeri vardır. Türkiye ile ABD arasındaki anlaşma ile 1949 yılında kurulan Fulbright Eğitim Komisyonu; öğrenci, öğretmen ve öğretim üyesi değişimi ile iki ülke arasında kültür etkileşimini hedeflemiştir. Fulbright bursu ile ABD’de eğitim alan Türk öğrenciler ve Türkiye’ye Fulbright bursu ile gelen ABD’li eğitimciler ve uzmanlar Türk eğitim sisteminin yeniden yapılanmasında etkili olmuşlardır. Modern standartlara göre iyi eğitim almış olan Fulbright bursiyerleri, Türkiye kamu idaresinde ve eğitim kurumlarında önemli görevler yapmışlar ve halen yapmaktadırlar. Fulbright bursiyerlerinin etkisi ile Türk eğitim sistemi; insan kaynağı, okul binaları, öğretim programları, eğitim materyalleri, öğrenci, öğretmen, öğretim üyesi kültürü ve öğretim yöntem-teknikleri bakımından Batılılaşmıştır.” (Halil İbrahim Çelik, İkinci Meşrutiyet’ten Fulbright Komisyonu’na; Türk Eğitim Sisteminde Batı Etkisi, Yayınlanmamış Doktora Tezi)

Eğitimin milliliği, ülkemizde tartışılagelen konuların başında gelmektedir. Eğitimde yenilenme hareketleri II. Mahmut’tan itibaren yapılmaktadır, fakat henüz başarılı bir sistem oluşturulamamıştır. Çözümü çok basit olan konuların çözümsüz kalması dışardan bir elin müdahalesini akıllara getirmiştir hep.

Müfredat değişiklikleri gündeme geldiğinde dışardan müdahale olup olmadığı yetkililere sorulmaktadır. En son, Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK’a basın toplantısında yapılacak değişikliklerde Fulbright Eğitim Komisyonu’nun etkisi sorulmuş O da cevaben; “Elbette birtakım dışsal faktörler bazı şeyleri yapmamızı isteyecektir. Etkilemek isteyecektir. Ben onların kendi vazifelerini yaptıklarını düşünüyorum. Bizim de vazifemiz var. Bizim millete borcumuz var. İnanın bizim yüz sayfalık defterimiz varsa kıyısında bile böyle bir şey yok” ifadeleri ile cevap vermiştir.

Milli Eğitim Bakanlığına, Fulbright Eğitim Komisyonu’nun etkisini yazılı olarak sormuş olsak da alacağımız cevap aynı minvalde olacağa benziyor. Öyleyse biz sendika olarak söz konusu Fulbright Eğitim Komisyonu’nun ülkemizde yürürlüğe girmesinin iyi niyetler taşımadığını toplumumuza ve eğitim paydaşlarına aktarmak ve gündemde tutmak ihtiyacı hissediyoruz.

Yakın tarihte ülkemizin coğrafi olarak yakınlarında, kalbimizin ise tam ortasında bulunan Gazze’de insanlık suçu işlenirken okyanus ötesinden savaş gemileri canileri korumak için yola çıkmıştı. Dünyanın bütün ülkelerinin ateşkes çağrısına BM genel kurulunda hayır oyu veren vicdan yoksunu bir ülkenin bizim eğitim sistemimiz için hayırlı işlere imza atacağını düşünmek safdillik olur. Gazze’de savaş başladığında dünyanın öbür ucundan uçak gemilerini gönderen bu devlet, eğitimimize Truva Atını, savaş gemisini 1950 yılında sokmuştur. O günden beri eğitimde istenilen seviyeye ulaşamadığımız da yapılan anlaşmanın, kurulan komisyonun hayırlar getirmediğine işarettir. İşin ilginç tarafı eğitim konusunda mesafe kat edemediğimiz, iktidara sahip olanlar tarafından da dile getirilmektedir.

Fulbright Eğitim Komisyonu, yapısı itibarıyla da bağımsız ülke misyonumuza halel getirmektedir. Sekiz kişilik komisyonun üyeleri dörder kişi olarak taraf devletlere taksim edilmiş ve fahri başkan olarak da Amerika Birleşik Devleti’nin Türkiye’deki diplomatik heyetinin başı belirlenmiş. (5596 sayılı kanun 5. Madde) Komisyonun kurulması iki devlet arasındaki anlaşmanın mecliste onaylanması şeklinde gerçekleştiği için kaldırılması da meclis tarafından icra edilecektir.

Yetkililere çağrımız şudur!

Amerika, eğitimde ne başarı elde etmiş de ülkemizin en zeki öğrencilerini koşa koşa onların eline teslim ediyoruz? Amacımız mankurtlaşmış zihinler inşa etmek mi? Batılılaşma adına atılan bütün adımlarda değerlerimiz ayaklar altına alınmış, seküler yaşam biçimi dayatılmıştır. Kökünü beğenmeyen dal kurumaya mahkûmdur! Köklerimizden uzaklaşmak, savrulup dağılmayı beraberinde getirecektir. Milli bir eğitim arzu ediyorsak, dâhili ve harici bedbahtların müdahalesini en aza indirmemiz gerekmektedir. Amerika’nın ve onun uşaklarının ülkemize ne zaman ne kadar faydası dokunmuş ki eğitim konusunda faydası olsun! Faydasından ziyade zararları ile ilgili bir kanaat topluma hâkim iken söz konusu anlaşmaların yürürlükte olması hem milletimiz adına hem de eğitim camiamız adına utanç vesilesidir.

Fulbright Eğitim Komisyonu kurulmasına dayanak olan kanun çıkarılmadan önce meclis raporlarına yansıyan beyanatlar da bu komisyonun kurulmasında kazanan tarafın yine ABD olduğunu gösteriyor. Savaş fazlası malzemeleri bize satan ABD paranın tahsilatını eğitim sistemimize ajan sokarak tahsil etmektedir. (İlgili tutanak için bkz: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d08/c025/tbmm08025063ss0220.pdf)

Bütün işaretler Fulbright Eğitim Komisyonu’nun ülkemize hayır getirmediği ve getirmeyeceğini göstermektedir. Milli Eğitim Bakanlığımızdan Fulbright Eğitim Komisyonu ile ilişkisini koparmasını, Dışişleri Bakanlığından da komisyona esas teşkil eden kanunun kaldırılması için gerekli girişimleri ivedi yapmasını bekliyoruz.

maarifim banner
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.